More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  ●°•._.°•. иυя αℓємι .•°....PhotosProfileFriendsBlog Tools Explore the Spaces community

Blog

9/5/2007

sasa

 
 
space ve blog olayında ilk tecrübem burası olmuştu...
bu sayede birçok arkadaşla tanıştım,güzel şeyler öğrendim...
herkese ziyaretleri ve yorumları için çok teşekkür ediyorum...
 
7/31/2006

ladybird

 

 < www.aleminur.net >

yeni siteme bekliyorum...

 

ladybird.blogcu.com

 

aleminur.wordpress.com
( bu sitenin sunucusu kapatıldığını için erişim yok)

5/16/2006

karışık

 
 
 
 
 
 

Gençlerinizin en hayırlısı ihtiyarlarınıza benzeyendir

 

Dünya zevkinin terki, helâl bir şeyden kendini mahrum etmek veya malı elden çıkarmakla değildir. Fakat dünya sevgisinin terki, elinde bulunanların Allah'ın katında bulunanlardan daha güven verici olmaması ve bir musibete uğradığın zaman o musibet sende bırakılmış olsaydı sevabı için ona daha istekli olmandır.

 

 

Sabaha çıktığın zaman kendine akşamın sözünü etme, akşama çıktığın zaman da kendine sabahın sözünü etme. Hastalığından önce sıhhatinden, ölümünden önce hayatından (istifâde edip tedbir) al. Çünkü sen, ey Abdullah! Yarın adının (mutlu mu, bedbaht mı) ne olacağını bilemezsin.

 

 

 

 

Abdullah bin Mes'ud'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Vallahi sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin gördüğü dolunayla başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın. Sonra Allah ona şöyle buyurur:

Ey Ademoğlu, benim hakkımda seni ne aldattı?

Ey Ademoğlu benim için ne amel işledin?

Ey Ademoğlu, Benden ne kadar hayâ ettin?

Ey Ademoğlu, peygamberlere ne cevap verdin?

Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayana bakarken Ben gözlerinin üzerinde gözcü değil miydim?

Sana helâl olmayan şeyleri dinlerken Ben kulaklarının üzerinde kontrolcü değil miydim?

Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayan şeyleri söylerken Ben dilinin üzerinde murakıp değil miydim?

Sen ellerinle helâl olmayan şeyleri tutarken, Ben onların üzerinde gözcü değil miydim?

Ayaklarınla sana helâl olmayan şeylere giderken Ben ayaklarının üzerinde gözetleyici değil miydim?

Sana helâl olmayan şeylerle kalben ilgilenip dururken Ben, kalbinin üzerinde murakıp değil miydim?

Yoksa sana olan yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini inkâr mı ettin?"

 

 

 

UNUTULAN SÜNNETLER

"ümmetimin fesadı zamanında sünnetime yapısana yüz sehit sevabı verilir"(hadis-i serif)

(hayata geçirilmesi temennisiyle...)

 

  

Müsafaha etmek(iki müminin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)

Hutbenin arapça okunması

Sakalın dudaktan itibaren bir tutam olması

Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması

Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması (oda,taksi,dükkanv.s. )

Namazları başı açık kılmamak

Abdestte ayakları üç defa yıkamak

Pantolonu katlayıp koymak

Pantolonu oturarak giymek

Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

İstişare etmek

Sakal ve bıyık bırakmak

Çevreyi temizlemek

Çıplak ayakla namaz kılmamak

Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

Suyu üç yudumda ve oturarak içmek

Kabeye dönerek başında besmele sonunda hamd ederek başı kapalı olarak içmek

Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak

Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

Ölüye definden sonra telkin vermek

İslam nikahı kıymak

Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

Tırnağını Cuma günü kesmek

Yatarken sağ tarafına yatmak

Abdestli yatmak

Yemeğe tuz ile başlamak

Sofrada sirke bulundurmak

Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

Ezanın yüksekte okunması (mikrofonsuz)

Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okumak

Yemeğe konan sineği kovalamayıp üzerine bastırmak  (bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

Her gün ölümü düşünmek

Gözlere sürme çekmek yatarken

Salavat okumak (Ömründe bir defa okumak farz,İsmi duyunca vacip,her seferinde ismi duyulunca müstahap)

Her gün tövbe etmek

Kabirleri ziyaret etmek

Güneş doğduktan sonra bir miktar uyumak

Yolda başı öne eğik yürümek

Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

Misvak kullanmak

Cuma günü gusl abdesti almak

Güzel koku sürünmek

Mahrem yerleri traş etmek (En fazla15-40 günü geçmemek)

Oturarak küçük abdest bozmak  (Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

Abdest bozarken kıbleye dönmemek Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

Yemeği tek bir kaptan yemek

Yemeği üç parmakla yemek

Yemekten sonra parmağını yalamak

Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak (Askerde avcı oturuşu)

Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur)

Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

Günde iki öğün yemek

Cevizi peynirle yemek (Şifadır) , Üzümle ekmek yemek

Başka bir şehire gittiğinde ilk önce soğan yemek

Ölüm halinde su içirmek

Cenaze namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

Cenaze namazından sonra ayakta dua yapmamak

Kabir üzerine su dökmek , Kabri balık sırtı yapmak

Cenaze evine yemek göndermek

Kabristana selam vermek  (Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

Aksıranın Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah demesi

Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

 

- Camide namaz bittikten sonra çıkarken el sıkışıp 3 kez sallayarak tokalaşmak (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Sabah Namazının Kılınış Babı)

- Namazda Ruküya giderken erkeğin sırtının düm düz olması, kadınınki düze yakın ama tam düz olmaması (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Namazın Sünnetleri)

-Camiye Girerken birileri varsa selam vermek yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla hissalihiyn demek.

-Ezan okunurken durmak. Gidebiliyorsa camiye koşmak.

-Duş aldıktan sonra çıkarken ayaklarını yıkamak.

-İmanını sık sık tazelemek. -Bunun nasıl olduğunu sahabe-i kiram Efendimiz (s.a.v) 'e sorduklarında -La İlahe İllallah diyerek buyurmuşlardır. (İmam Gazali -Mukafeşetük Kulb)

-Allah Rasulü efendimiz her gece yatmadan evvel iki elini açarak birleştirir,İhlas,felak va nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı.Hz Aişe validemiz efendimizin bunu her gece üç defa yaptığını rivayet etmektedir.

 

 

 

 

4/14/2006

namazın bazı hikmetleri

 

Namazın sağlık açısından bazı hikmetleri

 

 

Müslüman, namazı Allahü teâlânın emri olduğu için kılar. Rabbimizin emrlerinde birçok hikmet, fayda vardır. Yasaklarında da birçok zararların olduğu muhakkaktır. Bu fayda ve zararların bir kısmı bugün tıp mütehassıslarınca tesbit edilmiş durumdadır. İslâmiyyetin sağlığa verdiği önemi, hiçbir din ve düşünce vermemiştir. Dînimiz, ibâdetlerin en üstünü olan namazı, ömrümüzün sonuna kadar kılmayı emr etmiştir. Namaz kılan, sağlık için olan faydalarına da elbette kavuşur. Namazın sağlık yönünden sağladığı faydalardan bazıları şunlardır:

1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.

2- Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hâfıza ve şahsiyet bozukluklarına, namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bugün tıpta “demans senil” denilen bunama hastalığına uğramazlar.

3- Namaz kılanların gözleri, muntazam olarak eğilip-doğrulmakdan ötürü daha kuvvetli kan deveranına mâlik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur. Gözü “katarakt” veya “karasu” hastalığından korur.

4- Namaz kılmakdaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır.

5- Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılamıyan adale ve eklemleri çalıştırarak, artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler.

6- Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lâzımdır. Abdest ve gusül, hem maddi, hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz, temizliğin tâ kendisidir. Zirâ hem bedenî, hem de rûhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbâdet görevini yerine getiren bir kimse, rûhen dinlenmiş, temizlenmiş olur.

7- Koruyucu hekimlikte, muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri, kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir.

8- Uykuyu tanzim eden önemli unsur namazdır. Hattâ vücûtta biriken statik (durgun) elektriklenme, secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur.

Namazın bu faydalarına kavuşmak için, namazı vaktinde kılmakla birlikte, temizliğe, çok yimemeğe ve yinilen gıdaların temiz, helâl olmasına da dikkat edilmesi de lâzımdır.

 

 

3/1/2006

dikkat

<<<YAZICIDAN ÇIKTISI ALINIP MUTFAĞA ASILMASI VE HER YEMEKTE OKUNMASI TAVSİYESİ İLE>>>

 

 

YEMEK DUASI

 

Ey bizi nimetleriyle perverde eden SULTANIMIZ!

Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet.  Bizi bu çöllerde mahfettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb'id ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyyetini başıboş bırakıp idam etme. YA RAB! kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et. Emenetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.  Ruhumuzu cesedimize, kalbimizi nefsimize, aklımızı midemize hakim eyle. Lezzeti şükür için isteyen kullarından eyle. YA RAB! Resulu Ekrem Aleyhissalatü  Vesselamın bereketi hürmetine bize ihsan ettiğin maddi ve manevi rızkımıza bereket ihsan et!.. Amin!...

 

(Risale-i Nûr Külliyâtı'ndan...)

 

bunu da kendim hazırladım...isteyen arkadaşlar bunu çıkarabilir...

 

 

 

Kur’an’a göre ideal müslüman kadın karekteri

Müslüman Kadın Allah'a Teslim Olmuştur

Müslüman Kadın’ın İdealleri Büyüktür

Müslüman Kadın Asil, Güçlü ve İradelidir

Müslüman Kadın Duygusal Bir Kişilik Göstermez

Müslüman Kadın Samimi ve Doğaldır

Müslüman Kadın Cesur, dengeli ve dürüsttür

Müslüman Kadın Boş Sözlerden ve Boş İşlerden Sakınır

Müslüman Kadın Sabırlı, İffetli ve Onurludur

2/27/2006

TESBİH DEYİP GEÇMEYELİM

 

 

 

   

"TESBİH" DEYİP GEÇMEYELİM!!!

 

Tesbih deyip geçmeyelim

Bir okuyucumuz, Belçika’da Fransızca kursuna devam ederken, namaz tesbihatının dışında pek cebinden çıkarmadığı tesbihini, farkında olmadan eline alınca, yanında bulunan kurs öğrencisi bir İspanyol genç “Siz Müslüman mısınız? Elinizde bir tesbih görüyorum. Ben, bana İslamiyet’i anlatacak birisini arıyordum.” demiş.

Böylece adımını yeni bir dünyaya atmıştır.

Kolombiya’ya giden bir okuyucumuz da ticari işleri için üst seviyede bir kişiyle görüşürken gayri ihtiyari elini cebine atıp tesbihini çıkarıp çekmeye başlıyor. O kişi okuyucumuza niçin tesbih çektiğini soruyor. O da stres atmak için çektiğini söyleyince “Bu tesbihi bana verir misin?” diyor. Tesbihi verirken de ona “Ama bir şartı var. Lâ ilâhe illallah diye diye çekeceksiniz.” diyor. “Lâ ilâhe illallah” deyip çekmeye başlayınca “Evet, hissediyorum!..” diyor.

Bir okuyucumuz da e-mail ile şöyle bir hatırasını göndermiş:

“On sene önce Manisa’dan komşumuz emekli imam Ahmet Balkan hocamdan dinlediğim bir hidayet hatırasını ‘Güzel hatıralarınızı paylaşın ki unutulmasın.’ ricanız üzerine yazıp gönderiyorum. Elli beş yaşlarında bir İsviçreli, bir gün trene biniyor, oturuyor. Karşısında bir kişi, halinden gayet mutmain bir şekilde elinde bir şeyle meşgul... Ne olduğunu anlamıyor, soramıyor da. Ama adamın bu hali ve o meşgul olduğu şey onu çok etkiliyor. Bu ruh haliyle durakta iniyor ve kalabalığa karışıyor. Bu arada bir bakıyor ki o çok merak ettiği adamın elinde gördüğü şey yerde karşısında duruyor. Hemen alıyor cebine atıyor. Tahmin etmişsinizdir ne olduğunu; bir tesbihtir bu. O günden sonra sürekli bu tesbihle ilgileniyor, oynuyor, gittiği her yere beraberinde götürüyor tesbihini İsviçreli. Öyle bağlanıyor ki tesbihine, ailesi de tuhaf karşılıyor artık bu bağlılığı. Gel zaman git zaman bir gün tesbih aniden ortadan kayboluyor. Yenisini nereden bulurum derdine düşüyor. Bu sefer İsviçreli, arıyor, soruyor, soruşturuyor. Arkadaşları ‘Belki öyle bir şeyi Türklerin ibadet için gittikleri yerde bulursun.’ diye tavsiye ediyorlar. İsviçreli de kalkıp geliyor bir gün mescidin birine, o esnada cemaat namaz halinde. Arkada kenarda bekliyor, namaz bitince yaklaşıp hem tesbihi hem de orada eğilip, yere yatıp kalkıp ne yaptıklarını soruyor. Cemaat ve imam -rahmetli Ahmet Balkan- dilleri döndüğünce anlatıyorlar. Tesbih veriyorlar. İsviçreli de ilgileniyor. Cemaatten ‘İstersen cuma günü gel, bizi izle.’ diyorlar. Hocam da ‘Gelirsen yıkanıp gel böylesi daha güzel olur.’ diyor. Cuma oluyor İsviçreli tam söylenen vakitte mescidin kapısındadır: ‘Yıkandım geldim.’ diyor, oturup arkadan izliyor. Cuma namazı bittiğinde bizim cemaat için artık ikinci bayram yaşanacaktır. Çünkü İsviçreli hemen yanaşıp ‘Karar verdim, ben Müslüman olacağım.’ diyor. İsviçreli, cemaat, imam artık herkes sevinç içindedir. Fotoğraflarını bir görmelisiniz; hidayet bir insanın yüzüne ancak bu kadar güzel sinebilir. Herkes mutluluktan gözyaşları içinde. En çok da İsviçreli sevinçten gözyaşlarına boğulmuş. Herkesle sarmaş dolaş vaziyette görünüyor fotoğraflarda. Adeta yeniden doğmuş gibi. İsviçreli hemen Kelime-i Şehadet getiriyor ve adını Mahmut olarak değiştiriyor. İlk sorduğu şey, “Şimdi ne yapmam lazım?” oluyor. Ahmet hocam da sırasıyla abdesti, namazı, namaz sûrelerini, duaları, Kur’an-ı Kerim’i sonra zamanla da her şeyi öğretiyor. Anlattığına göre Mahmut her zaman tam vaktinde düzenli şekilde hiç aksatmadan gelmiş derslerine.

İlerlemiş yaşına rağmen kısa zamanda her şeyi de öğrenmiş ve hemen hayatına geçirmiş. Mesleği, belediye orkestrasında müzisyenlik olan Mahmut, yaklaşan emekliliğinde ilk iş olarak hemen hacca gitmeye hatta İstanbul’daki camileri gezmeye kadar planlamış. Öyle ki İspanya’da ölüm döşeğindeki yaşlı annesinin son dakikada Müslüman olmasına ve İspanya’daki annesinin evini camiye çevirmeye kadar birçok güzel işlere vesile olmuş bile...” Evet, bir tesbih deyip geçmeyelim.

Sayı: 164
Bölüm: Hayatın İçinden
Muhabir: ABDULLAH AYMAZ
 
 
 
 

 

"NUR ALEMİ"NE TEŞRİF EDELİ NE KADAR OLMUŞ?

 

                                                                                                                                                                 

2/18/2006

vakitler

 

 

 

 

 

 

Sabah Namazı Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.


Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.

Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu.

Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.  

Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa  bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].  

Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti... 

 

 

 

Öğle Namazı Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.

 Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin! 

Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...  

Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

 

 

İkindi Namazı Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi. Ayrılığı söylüyor hece hece. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.

Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale doğru akıyor ışıklar.  

Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun. Öbür kıyısındasın artık hayat nehrinin. Bundan sonra vaadi yok sana zamanın. Yokuş aşağı akıyor kalbin.  

Vakit ikindi. Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları. Tutunacak dal arıyor gibisin zamana karşı. Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde. Gün daha kısa geliyor artık.   “Yemin olsun ki ikindi vaktine. Hüsrandadır insan.” Şimdi anlıyorsun. Çünkü, yokuş aşağı akıyorsun. Dalından kopuyorsun. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman. Geriye kalan ancak iman.  

Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Eğil Zamanın Sahibinin önünde. O’na konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece hece.

 

 

Akşam Namazı Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor. 

Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.  

Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti… 

 

 

Yatsı Namazı Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler. 

Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye.

Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.  

Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.

Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan. 

Şimdi yatsı zamanı vakti.

 

_SENAİ DEMİRCİ_

 

                                                                                                                                                         
 

 

seni bulmak

 

 

 

 

 

Ben, seni aramak ve bulmak için düştüm yollara... "Aramakla bulunmaz..."diyen söze aldanmadım. Bakmadım sözün bu yanına.... Susuzluğumu hissediyorsam bana değildi bu söz. Zîra devamında "Bulanlar; ancak arayanlardır..." ümidini fısıldayan bir ses vardı. Ve ben o sese uyup düştüm yollara... Çünkü içimdeki bu hasret ateşini sen yaktın. Bu çağıltılı "ara ve bul" sesi senden geliyordu... Bu senin çağrındı. Nasıl dururdum zincirlerimle... Nasıl beklerdim hapishanemde... Kırdım zincirlerimi, yıktım duvarlarımı... Düştüm yola... Artık bir yolcuyum ben de... Ezelle ebed arasında yoldayım şimdi. Seni arıyorum ama bilirim ki yoldaşım da yine sensin. Çünkü sen olmasan ne yol olurdu ne yolcu.

Ne kadar yol yürüsem önüm kapı ardım kapıydı... Seslenişim sanaydı bu yüzden: "Aç kapını ben geldim!" diye... Seni bulduğum, bildiğim her yerde, her nesnede rengin vardı, kokun, sesin. Ama hiç biri sen değildin. O yüzden baygın kokularıyla sermest olsam da gülün bir bir solup düştü yaprakları... Hangi suyu içsem daha da susadım. Hangi ekmeği yesem daha da acıktım. Hangi Züleyhâ'nın vuslat kapısında bulsam kendimi, bir hiçlik kuyusuna düştüm. Düştüm dünya gayyasına, düştüm. Düşmeyen kalkmaz, yitirmeyen aramaz ki... Düştüm, kalkacağım, yitirdim arayıp bulacağım.

Başı dumanlı dağlara düşüyor yolum, denize koşan sulara... Toprakla buluşan yağmura... Açan çiçeğe, uçan kelebeğe... Seni soruyorum. "Daha git..." diyorlar... Gidiyorum vadiler aşıyorum, yanardağlar gibi kalbimin ateşini salıyorum her yere... Haramiler çıkıyor önüme..."Dur, bekle..."diyorlar. Ama ben, akan sulara, yıldızlara bakıp "Ötesi... ötesi..."diyorum. Yürüyorum. Ne ten, ne can, ne yâr ne yâran.. .Geçiyorum hepsini... Ne şiir kurtarıyor beni ne söz... Adım ne, kimim ben, kadehimde ne var? Yoldayım ama illerim hani? Bunu da sen biliyorsun ancak. Biliyor ve çağırıyorsun kendine. Ama ne kadar gitsem, yol uzuyor, kısalmıyor.

Ben bu dert ile kime yanayım. Kime anlatayım sabahtan akşama senin için koştuğumu... Senden gelip sana gittiğimi... Akşam heybetinle kendimden geçip sabah merhametinle kendime geldiğimi.. .Ey kırık gönlün dermanı, ey Mecnun'un Leylâ'sı...Zebur okuyup Davut oldum, İncil okuyup İsa oldum. Yeryüzüne indim. Gökyüzüne ağdım. Çöl gecelerinde Medineli kızlarla şarkılar söyledim sevgilinin aşkına... Artık göster kendini de yeniden bir fidan gibi dikileyim toprağına... Çünkü derdim var, şifa senden, yol senin. Sen izin vermezsen yürüyemem. Yorgun düşüyor bedenim, güç ver. İçimin pencerelerini aç... Ne dünya kalsın ne ukbâ... Ezel günündeki nidanla beni bir daha çağır. Çünkü sultan sensin, devlet senin, izzet senin. Bak, yağmaya verdim cihanı... Tek yolunda yürüyeyim diye... Çünkü yol da senin, yolcu da... Renkten renge giriyorsun, bir sırrını çözemeden başka bir tecellinle kamaştırıyorsun gözlerimi... Aciz olan benim, kudretli olan sen...

Öyleyse tut ellerimden. Kapat gözlerimi... Kapat ki açtığımda seni göreyim. Kesreti geçip vahdete ereyim. Bir çift yeşil göze mahkûm etme beni... Yasemin kokulu bir bahçeye.. .Ne geçmişe ne bugüne ne geleceğe...Rahmet ki bitsin bu mahmur gece...Ben sabahına uyanayım.

Dağlar aşıyorum, kartallarla söyleşiyorum. Söz bitiyor, sen kalıyorsun. Denizler geçiyorum, beyaz köpüklü dalgalarla kıyılara vuruyorum. Su, bitiyor, yine sen kalıyorsun. Vadilerden geçiyorum. Çiçekler soluyor da yine sen kalıyorsun. Ben lal, ben âmâ... Sen baki, ben fânî... Sen konuşturmazsan ben konuşamam, sen baktırmazsan ben göremem. Sen işaretler göstermezsen ben yürüyemem. Bak, şehrimin kandilleri sönmüş. Lütfet ve yak onları..Bak, tarumar olmuş bahçem. Solmuş güllerim. Sen, dirilt onları... Sen olmazsan bütün vakitler akşam, sen olmazsan ne sefa var ne vefa... Ne dünya var, ne ukbâ.. .Toz toprak oluyorum kudretini görüp bir rüzgâr esiyor, bir gece kuşu ötüyor. Bu da senden, o.da senden. Hepsi senden.

İşte gecenin elbisesi... Kumaşı senden, işte gece sefaları açıyor. Kokusu senden.. .Ama biliyorsun ki, bunlar hep tuzak... Bana ne gül gerekir ne lâle... Mihman ver ki yolun doğru olanında yürüyeyim. Değilse yollar uçurumlara çıkar... Karanlık olur her yan. Güneşe söyle ki doğsun. Bileyim ki sabah oldu. Tekrar yürümek vaktidir, düşeyim yola... Kapansın ziyan defterleri, başlasın yeniden yolculuk neşesi... Ney olup inleyeyim, kaval olup ağlayayım. Yeter ki seni söylesin dilim, senin elinden tutsun elim. Bu cihan ortasında, bu dehlizde yalnız bırakma beni...Ezelden ebede savur beni..Savur ki, toprağını arayan bir buğday tanesi gibi senin iklimine düşeyim. Orda yeşereyim.

Pervane kesiliyorum ışığında... Görüyor ve biliyorsun. Kerem ediyorsun ve açılıyor perdeler. Safalar bahşediyorsun, tazeleniyor sözler... Hû dedikçe bayram ediyor lâleler... Bak, o zaman nasıl da kanatlanıyor gönlüm... Ne doğu kalıyor ne batı... Ne güneş ne ay... Sen gelip gönül mülküne şah oluyorsun, bir bir tükeniyor yollar. Kayboluyor gam ve mihnet deryası... Parlıyor ayna.. .Can evinde hüma kuşu... Harabe içinde define.. .Ben ne yaptım da geldi bu saadet.. .Mansur gibi dara mı çekildim. Ne yaptım da şad ettin gönül hanemi... Bilirim ki rahmetindir bu... Sen olmasan ne yol biter ne feryadım. Ne tedbirim kâr eder ne cehdim.

Meğer ki, hep sendeymişim, seninleymişim. Ne yol varmış ne yolcu... Hasretin vuslat, uzağın yakın imiş. Bunu da sen bildirdin. Şimdi şahbaz olup devran etmenin vaktidir gökleri... Şimdi selâmlamanın vaktidir melekleri... Tur dağında Musa, gökyüzünde İsa olmanın demi... Kapı açıldı, suret belirdi. Bitti kavga, bitti tuzak... Ne daneler var yolda ne avcı kuşları... Sen ki vefa bağının gülüydün, cefa senden uzak... Ben derdim, sen dermanım, sen ikrarımsın benim. Saf tutmuş selvinin secdesi sana. Bütün yollar sana doğrudur sana... Şimdi ulu divânında yine rahmet, lütfet ki bağışlansın suçum, uzun yoldan geliyorum ama ellerim boş. Sâdece hasretimi sunabiliyorum sana bir de aczimi...
Kabul buyurur musun?

www.mustafaozcelik.com

 

                                                                                                                                                    
2/12/2006

ÜÇ MİLYON YASİN

 
 
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
 
23 MART 2006
 
VEFATININ 46. YILI
 
 

Melda Y. (Van adına) >>> 3068

Nuh Salih >>> 775

Necla T. >>> 650

Betül A. >>> 400

Osman A. >>> 318

Sevilay A. >>> 250

Dudu B. >>> 150

Hatice S. >>> 100

CEMİL TOKPINAR >>> 100

SAİD >>> 100

Güllerin sultanına >>> 70

Saliha S. (İSK) >>> 50

Rezzan B. >>> 40

Nagihan Ö. (ANT) >>> 40

Merve S. (İSK) >>> 40

Salih B. >>> 50

Elif K. >>> 30        

Feriha Y. >>> 25

Hatice Y. >>> 19

Güzide K. >>> 15

Funda K. >>> 15

Raziye O. >>> 11

Celalettin P. >>> 10

Filiz K. >>> 10

Aybike Ö. (İSK) >>> 10

Hüsameddin A. >>> 10

S. Kalkan >>> 10

Hatice >>> 10

Öznur >>> 10

Hümeyra >>> 10

Zeynep >>> 10

Kübra A. >>> 10

Aysemin >>> 10

Gülder >>> 10

Mustafa >>> 10

Seher G. >>> 7

Bahadır L. >>> 7

Enes G. >>> 5

Hatice K. >>> 5

Said B. >>> 5

Beyzanur >>> 3

Kavakyolu >>> 3

Ferhat B. >>> 2

M.Sevik >>> 1

Betül Y. >>> 1

Esra Y. >>> 1

İmran E. >>> 1

TOPLAM: 6487

 

 
 
SAİD NURSİ KİMDİR?
 
Said Nursi yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. 1873'te Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla "Çağının eşsiz güzelliği" anlamına gelen "Bediüzzaman" sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.
 
 
 
KAMPANYAYA KATILMAK İSTEYEN ARKADAŞLAR
BU BLOGUN COMMENTİNE
YA DA
NE KADAR YASİN ALACAKLARINI BİLDİREBİLİRLER...
 
GELEN TÜM TALEPLER YİNE BU BLOGTA GÜNCEL OLARAK YAYINLANACAKTIR...
 
 
1/25/2006

İNANÇ

 

 

Ah uğursuz dünya; ah zâlim düşünce, ah aldatan şeytan!

Bilmem ki etdiklerine hiç pişmanlık duyduğun oldu mu?..

Ne var ki; sen pişmanlık duysan da duymasan da, bunların hiçbirinin cezasız kalmayacağı, Allah’ın değişmeyen âdetine göre, mutlaka iğneden ipliğe herşeyin hesabının verileceği bir gün gelecek ve sen ma’şeri vicdan karşısında hacaletden iki büklüm olup inleyeceksin!

Keşke sen, henüz o gün gelmeden insanlığını idrak ederek yaptıklarından vazgeçebilseydin! Keşke bizler de, hasımlarımızın bu kadar kin ve nefretleri karşısında uyanıp kendimize gelebilseydik; kusurlarımızı görüp bizi perişan eden faktörleri en derin, en gizli noktalarına kadar tahlîl ve değerlendirmeye tâbi tutabilseydik! Acı dahi olsa, hakikatları haykırıp yanlış ve küflü kanaatleri esastan düzeltebilseydik! Garaz ve inadı bir tarafa bırakarak, bu millet ve onun duygu ve düşünce dünyasına hizmet etme etrafında birleşebilseydik..!

M.Fethullah GÜLEN Hocaefendinin “Yitirilmiş Cennete Doğru” İsimli Kitabından Alınmıştır.

 

 

 

 

"STV'DE"

NOT: TAKLİTLERİNDEN SAKININ!

 

 
 

 

Benden, yere mıhlanmamı istiyorsunuz, farkında mısınız, siz benden “beni” istiyorsunuz.

 Elimde olmayanı nasıl veririm? Ben, kendimin değilim, Onunum.

 Onsuz hayat, yaşanmamıştır. Gafletle geçen zaman ömür değildir.
Anlayın artık, sizinle olamam. Bedenimi verdim, ruhumu da veremem.

Hayır! Ben ebediyet yolcusuyum. Yolcu yoluna gitmeli!

    Ömer Sevinçgül

 

 

 

Genç adam! Dön bir kere de kalbinin ve ruhunun soluklarına kulak ver! Geril ve nefsinle hesaplaşmaya hazır ol! İçinde ağaran inanç şafağıyla doğrul ve ucu vicdanında belirip Hakk’a doğru uzanan ışıktan yollarda yürümeye koyul! Bu altın yol zaman ve mekânın hem içinden hem de dışından geçer. Sen, ruhunu saran mânâ ve önündeki kutsî hedefin ışıl ışıl parıldadığını ancak bu yolda görecek; görecek sonra da bu sonsuz ve çarpıcı hakikatın sihirli güzelliğine kapılıp gideceksin!

Önce, kendini keşfetmekle işe başlayacağın bu yoldaki her hamlende, sanki unuttuğun bir kısım gerçekleri ilk defa hatırlıyor gibi olacak, iç dünyanda buudlaşdıkça buudlaşacak, baştan başa renkler, ışıklar içinde derin ve engin bir huzur kuşağına ereceksin!

İçinde ışıldayan inanç meş’alesinin aydınl