saliha's profile●°•._.°•. иυя αℓємι .•°....PhotosBlogListsMore Tools Help

saliha

İMAN HEM NURDUR HEM KUVVETTİR. HAKİKİ İMANI ELDE EDEN ADAM KAİNATA MEYDAN OKUYABİLİR.

aleminur.wordpress

Loading...Loading...

Windows Media Player

●°•._.°•. иυя αℓємι .•°._.•°●.

zαмαи göѕтєя∂ι кι ¢єииєт υ¢υz ∂єğιℓ, ¢єнєииєм ∂αнι ℓüzυмѕυz ∂єğιℓ

saliha@ankebut.net

Photo 1 of 16
9/5/2007

sasa

 
 
space ve blog olayında ilk tecrübem burası olmuştu...
bu sayede birçok arkadaşla tanıştım,güzel şeyler öğrendim...
herkese ziyaretleri ve yorumları için çok teşekkür ediyorum...
 
7/31/2006

ladybird

 

 < www.aleminur.net >

yeni siteme bekliyorum...

 

ladybird.blogcu.com

 

aleminur.wordpress.com
( bu sitenin sunucusu kapatıldığını için erişim yok)

5/16/2006

karışık

 
 
 
 
 
 

Gençlerinizin en hayırlısı ihtiyarlarınıza benzeyendir

 

Dünya zevkinin terki, helâl bir şeyden kendini mahrum etmek veya malı elden çıkarmakla değildir. Fakat dünya sevgisinin terki, elinde bulunanların Allah'ın katında bulunanlardan daha güven verici olmaması ve bir musibete uğradığın zaman o musibet sende bırakılmış olsaydı sevabı için ona daha istekli olmandır.

 

 

Sabaha çıktığın zaman kendine akşamın sözünü etme, akşama çıktığın zaman da kendine sabahın sözünü etme. Hastalığından önce sıhhatinden, ölümünden önce hayatından (istifâde edip tedbir) al. Çünkü sen, ey Abdullah! Yarın adının (mutlu mu, bedbaht mı) ne olacağını bilemezsin.

 

 

 

 

Abdullah bin Mes'ud'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Vallahi sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin gördüğü dolunayla başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın. Sonra Allah ona şöyle buyurur:

Ey Ademoğlu, benim hakkımda seni ne aldattı?

Ey Ademoğlu benim için ne amel işledin?

Ey Ademoğlu, Benden ne kadar hayâ ettin?

Ey Ademoğlu, peygamberlere ne cevap verdin?

Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayana bakarken Ben gözlerinin üzerinde gözcü değil miydim?

Sana helâl olmayan şeyleri dinlerken Ben kulaklarının üzerinde kontrolcü değil miydim?

Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayan şeyleri söylerken Ben dilinin üzerinde murakıp değil miydim?

Sen ellerinle helâl olmayan şeyleri tutarken, Ben onların üzerinde gözcü değil miydim?

Ayaklarınla sana helâl olmayan şeylere giderken Ben ayaklarının üzerinde gözetleyici değil miydim?

Sana helâl olmayan şeylerle kalben ilgilenip dururken Ben, kalbinin üzerinde murakıp değil miydim?

Yoksa sana olan yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini inkâr mı ettin?"

 

 

 

UNUTULAN SÜNNETLER

"ümmetimin fesadı zamanında sünnetime yapısana yüz sehit sevabı verilir"(hadis-i serif)

(hayata geçirilmesi temennisiyle...)

 

  

Müsafaha etmek(iki müminin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)

Hutbenin arapça okunması

Sakalın dudaktan itibaren bir tutam olması

Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması

Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması (oda,taksi,dükkanv.s. )

Namazları başı açık kılmamak

Abdestte ayakları üç defa yıkamak

Pantolonu katlayıp koymak

Pantolonu oturarak giymek

Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

İstişare etmek

Sakal ve bıyık bırakmak

Çevreyi temizlemek

Çıplak ayakla namaz kılmamak

Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

Suyu üç yudumda ve oturarak içmek

Kabeye dönerek başında besmele sonunda hamd ederek başı kapalı olarak içmek

Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak

Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

Ölüye definden sonra telkin vermek

İslam nikahı kıymak

Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

Tırnağını Cuma günü kesmek

Yatarken sağ tarafına yatmak

Abdestli yatmak

Yemeğe tuz ile başlamak

Sofrada sirke bulundurmak

Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

Ezanın yüksekte okunması (mikrofonsuz)

Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okumak

Yemeğe konan sineği kovalamayıp üzerine bastırmak  (bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

Her gün ölümü düşünmek

Gözlere sürme çekmek yatarken

Salavat okumak (Ömründe bir defa okumak farz,İsmi duyunca vacip,her seferinde ismi duyulunca müstahap)

Her gün tövbe etmek

Kabirleri ziyaret etmek

Güneş doğduktan sonra bir miktar uyumak

Yolda başı öne eğik yürümek

Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

Misvak kullanmak

Cuma günü gusl abdesti almak

Güzel koku sürünmek

Mahrem yerleri traş etmek (En fazla15-40 günü geçmemek)

Oturarak küçük abdest bozmak  (Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

Abdest bozarken kıbleye dönmemek Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

Yemeği tek bir kaptan yemek

Yemeği üç parmakla yemek

Yemekten sonra parmağını yalamak

Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak (Askerde avcı oturuşu)

Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur)

Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

Günde iki öğün yemek

Cevizi peynirle yemek (Şifadır) , Üzümle ekmek yemek

Başka bir şehire gittiğinde ilk önce soğan yemek

Ölüm halinde su içirmek

Cenaze namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

Cenaze namazından sonra ayakta dua yapmamak

Kabir üzerine su dökmek , Kabri balık sırtı yapmak

Cenaze evine yemek göndermek

Kabristana selam vermek  (Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

Aksıranın Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah demesi

Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

 

- Camide namaz bittikten sonra çıkarken el sıkışıp 3 kez sallayarak tokalaşmak (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Sabah Namazının Kılınış Babı)

- Namazda Ruküya giderken erkeğin sırtının düm düz olması, kadınınki düze yakın ama tam düz olmaması (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Namazın Sünnetleri)

-Camiye Girerken birileri varsa selam vermek yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla hissalihiyn demek.

-Ezan okunurken durmak. Gidebiliyorsa camiye koşmak.

-Duş aldıktan sonra çıkarken ayaklarını yıkamak.

-İmanını sık sık tazelemek. -Bunun nasıl olduğunu sahabe-i kiram Efendimiz (s.a.v) 'e sorduklarında -La İlahe İllallah diyerek buyurmuşlardır. (İmam Gazali -Mukafeşetük Kulb)

-Allah Rasulü efendimiz her gece yatmadan evvel iki elini açarak birleştirir,İhlas,felak va nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı.Hz Aişe validemiz efendimizin bunu her gece üç defa yaptığını rivayet etmektedir.

 

 

 

 

4/14/2006

namazın bazı hikmetleri

 

Namazın sağlık açısından bazı hikmetleri

 

 

Müslüman, namazı Allahü teâlânın emri olduğu için kılar. Rabbimizin emrlerinde birçok hikmet, fayda vardır. Yasaklarında da birçok zararların olduğu muhakkaktır. Bu fayda ve zararların bir kısmı bugün tıp mütehassıslarınca tesbit edilmiş durumdadır. İslâmiyyetin sağlığa verdiği önemi, hiçbir din ve düşünce vermemiştir. Dînimiz, ibâdetlerin en üstünü olan namazı, ömrümüzün sonuna kadar kılmayı emr etmiştir. Namaz kılan, sağlık için olan faydalarına da elbette kavuşur. Namazın sağlık yönünden sağladığı faydalardan bazıları şunlardır:

1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.

2- Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hâfıza ve şahsiyet bozukluklarına, namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bugün tıpta “demans senil” denilen bunama hastalığına uğramazlar.

3- Namaz kılanların gözleri, muntazam olarak eğilip-doğrulmakdan ötürü daha kuvvetli kan deveranına mâlik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur. Gözü “katarakt” veya “karasu” hastalığından korur.

4- Namaz kılmakdaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır.

5- Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılamıyan adale ve eklemleri çalıştırarak, artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler.

6- Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lâzımdır. Abdest ve gusül, hem maddi, hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz, temizliğin tâ kendisidir. Zirâ hem bedenî, hem de rûhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbâdet görevini yerine getiren bir kimse, rûhen dinlenmiş, temizlenmiş olur.

7- Koruyucu hekimlikte, muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri, kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir.

8- Uykuyu tanzim eden önemli unsur namazdır. Hattâ vücûtta biriken statik (durgun) elektriklenme, secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur.

Namazın bu faydalarına kavuşmak için, namazı vaktinde kılmakla birlikte, temizliğe, çok yimemeğe ve yinilen gıdaların temiz, helâl olmasına da dikkat edilmesi de lâzımdır.

 

 

3/1/2006

dikkat

<<<YAZICIDAN ÇIKTISI ALINIP MUTFAĞA ASILMASI VE HER YEMEKTE OKUNMASI TAVSİYESİ İLE>>>

 

 

YEMEK DUASI

 

Ey bizi nimetleriyle perverde eden SULTANIMIZ!

Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet.  Bizi bu çöllerde mahfettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb'id ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyyetini başıboş bırakıp idam etme. YA RAB! kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et. Emenetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.  Ruhumuzu cesedimize, kalbimizi nefsimize, aklımızı midemize hakim eyle. Lezzeti şükür için isteyen kullarından eyle. YA RAB! Resulu Ekrem Aleyhissalatü  Vesselamın bereketi hürmetine bize ihsan ettiğin maddi ve manevi rızkımıza bereket ihsan et!.. Amin!...

 

(Risale-i Nûr Külliyâtı'ndan...)

 

bunu da kendim hazırladım...isteyen arkadaşlar bunu çıkarabilir...

 

 

 

Kur’an’a göre ideal müslüman kadın karekteri

Müslüman Kadın Allah'a Teslim Olmuştur

Müslüman Kadın’ın İdealleri Büyüktür

Müslüman Kadın Asil, Güçlü ve İradelidir

Müslüman Kadın Duygusal Bir Kişilik Göstermez

Müslüman Kadın Samimi ve Doğaldır

Müslüman Kadın Cesur, dengeli ve dürüsttür

Müslüman Kadın Boş Sözlerden ve Boş İşlerden Sakınır

Müslüman Kadın Sabırlı, İffetli ve Onurludur

2/27/2006

TESBİH DEYİP GEÇMEYELİM

 

 

 

   

"TESBİH" DEYİP GEÇMEYELİM!!!

 

Tesbih deyip geçmeyelim

Bir okuyucumuz, Belçika’da Fransızca kursuna devam ederken, namaz tesbihatının dışında pek cebinden çıkarmadığı tesbihini, farkında olmadan eline alınca, yanında bulunan kurs öğrencisi bir İspanyol genç “Siz Müslüman mısınız? Elinizde bir tesbih görüyorum. Ben, bana İslamiyet’i anlatacak birisini arıyordum.” demiş.

Böylece adımını yeni bir dünyaya atmıştır.

Kolombiya’ya giden bir okuyucumuz da ticari işleri için üst seviyede bir kişiyle görüşürken gayri ihtiyari elini cebine atıp tesbihini çıkarıp çekmeye başlıyor. O kişi okuyucumuza niçin tesbih çektiğini soruyor. O da stres atmak için çektiğini söyleyince “Bu tesbihi bana verir misin?” diyor. Tesbihi verirken de ona “Ama bir şartı var. Lâ ilâhe illallah diye diye çekeceksiniz.” diyor. “Lâ ilâhe illallah” deyip çekmeye başlayınca “Evet, hissediyorum!..” diyor.

Bir okuyucumuz da e-mail ile şöyle bir hatırasını göndermiş:

“On sene önce Manisa’dan komşumuz emekli imam Ahmet Balkan hocamdan dinlediğim bir hidayet hatırasını ‘Güzel hatıralarınızı paylaşın ki unutulmasın.’ ricanız üzerine yazıp gönderiyorum. Elli beş yaşlarında bir İsviçreli, bir gün trene biniyor, oturuyor. Karşısında bir kişi, halinden gayet mutmain bir şekilde elinde bir şeyle meşgul... Ne olduğunu anlamıyor, soramıyor da. Ama adamın bu hali ve o meşgul olduğu şey onu çok etkiliyor. Bu ruh haliyle durakta iniyor ve kalabalığa karışıyor. Bu arada bir bakıyor ki o çok merak ettiği adamın elinde gördüğü şey yerde karşısında duruyor. Hemen alıyor cebine atıyor. Tahmin etmişsinizdir ne olduğunu; bir tesbihtir bu. O günden sonra sürekli bu tesbihle ilgileniyor, oynuyor, gittiği her yere beraberinde götürüyor tesbihini İsviçreli. Öyle bağlanıyor ki tesbihine, ailesi de tuhaf karşılıyor artık bu bağlılığı. Gel zaman git zaman bir gün tesbih aniden ortadan kayboluyor. Yenisini nereden bulurum derdine düşüyor. Bu sefer İsviçreli, arıyor, soruyor, soruşturuyor. Arkadaşları ‘Belki öyle bir şeyi Türklerin ibadet için gittikleri yerde bulursun.’ diye tavsiye ediyorlar. İsviçreli de kalkıp geliyor bir gün mescidin birine, o esnada cemaat namaz halinde. Arkada kenarda bekliyor, namaz bitince yaklaşıp hem tesbihi hem de orada eğilip, yere yatıp kalkıp ne yaptıklarını soruyor. Cemaat ve imam -rahmetli Ahmet Balkan- dilleri döndüğünce anlatıyorlar. Tesbih veriyorlar. İsviçreli de ilgileniyor. Cemaatten ‘İstersen cuma günü gel, bizi izle.’ diyorlar. Hocam da ‘Gelirsen yıkanıp gel böylesi daha güzel olur.’ diyor. Cuma oluyor İsviçreli tam söylenen vakitte mescidin kapısındadır: ‘Yıkandım geldim.’ diyor, oturup arkadan izliyor. Cuma namazı bittiğinde bizim cemaat için artık ikinci bayram yaşanacaktır. Çünkü İsviçreli hemen yanaşıp ‘Karar verdim, ben Müslüman olacağım.’ diyor. İsviçreli, cemaat, imam artık herkes sevinç içindedir. Fotoğraflarını bir görmelisiniz; hidayet bir insanın yüzüne ancak bu kadar güzel sinebilir. Herkes mutluluktan gözyaşları içinde. En çok da İsviçreli sevinçten gözyaşlarına boğulmuş. Herkesle sarmaş dolaş vaziyette görünüyor fotoğraflarda. Adeta yeniden doğmuş gibi. İsviçreli hemen Kelime-i Şehadet getiriyor ve adını Mahmut olarak değiştiriyor. İlk sorduğu şey, “Şimdi ne yapmam lazım?” oluyor. Ahmet hocam da sırasıyla abdesti, namazı, namaz sûrelerini, duaları, Kur’an-ı Kerim’i sonra zamanla da her şeyi öğretiyor. Anlattığına göre Mahmut her zaman tam vaktinde düzenli şekilde hiç aksatmadan gelmiş derslerine.

İlerlemiş yaşına rağmen kısa zamanda her şeyi de öğrenmiş ve hemen hayatına geçirmiş. Mesleği, belediye orkestrasında müzisyenlik olan Mahmut, yaklaşan emekliliğinde ilk iş olarak hemen hacca gitmeye hatta İstanbul’daki camileri gezmeye kadar planlamış. Öyle ki İspanya’da ölüm döşeğindeki yaşlı annesinin son dakikada Müslüman olmasına ve İspanya’daki annesinin evini camiye çevirmeye kadar birçok güzel işlere vesile olmuş bile...” Evet, bir tesbih deyip geçmeyelim.

Sayı: 164
Bölüm: Hayatın İçinden
Muhabir: ABDULLAH AYMAZ

 
 
 
 

 

"NUR ALEMİ"NE TEŞRİF EDELİ NE KADAR OLMUŞ?

 

                                                                                                                                                                 

2/18/2006

vakitler

 

 

 

 

 

 

Sabah Namazı Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.


Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.

Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu.

Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.  

Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa  bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].  

Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti... 

 

 

 

Öğle Namazı Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.

 Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin! 

Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...  

Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

 

 

İkindi Namazı Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi. Ayrılığı söylüyor hece hece. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.

Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale doğru akıyor ışıklar.  

Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun. Öbür kıyısındasın artık hayat nehrinin. Bundan sonra vaadi yok sana zamanın. Yokuş aşağı akıyor kalbin.  

Vakit ikindi. Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları. Tutunacak dal arıyor gibisin zamana karşı. Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde. Gün daha kısa geliyor artık.   “Yemin olsun ki ikindi vaktine. Hüsrandadır insan.” Şimdi anlıyorsun. Çünkü, yokuş aşağı akıyorsun. Dalından kopuyorsun. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman. Geriye kalan ancak iman.  

Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Eğil Zamanın Sahibinin önünde. O’na konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece hece.

 

 

Akşam Namazı Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor. 

Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.  

Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti… 

 

 

Yatsı Namazı Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler. 

Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye.

Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.  

Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.

Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan. 

Şimdi yatsı zamanı vakti.

 

_SENAİ DEMİRCİ_

 

                                                                                                                                                         
 

 

seni bulmak

 

 

 

 

 

Ben, seni aramak ve bulmak için düştüm yollara... "Aramakla bulunmaz..."diyen söze aldanmadım. Bakmadım sözün bu yanına.... Susuzluğumu hissediyorsam bana değildi bu söz. Zîra devamında "Bulanlar; ancak arayanlardır..." ümidini fısıldayan bir ses vardı. Ve ben o sese uyup düştüm yollara... Çünkü içimdeki bu hasret ateşini sen yaktın. Bu çağıltılı "ara ve bul" sesi senden geliyordu... Bu senin çağrındı. Nasıl dururdum zincirlerimle... Nasıl beklerdim hapishanemde... Kırdım zincirlerimi, yıktım duvarlarımı... Düştüm yola... Artık bir yolcuyum ben de... Ezelle ebed arasında yoldayım şimdi. Seni arıyorum ama bilirim ki yoldaşım da yine sensin. Çünkü sen olmasan ne yol olurdu ne yolcu.

Ne kadar yol yürüsem önüm kapı ardım kapıydı... Seslenişim sanaydı bu yüzden: "Aç kapını ben geldim!" diye... Seni bulduğum, bildiğim her yerde, her nesnede rengin vardı, kokun, sesin. Ama hiç biri sen değildin. O yüzden baygın kokularıyla sermest olsam da gülün bir bir solup düştü yaprakları... Hangi suyu içsem daha da susadım. Hangi ekmeği yesem daha da acıktım. Hangi Züleyhâ'nın vuslat kapısında bulsam kendimi, bir hiçlik kuyusuna düştüm. Düştüm dünya gayyasına, düştüm. Düşmeyen kalkmaz, yitirmeyen aramaz ki... Düştüm, kalkacağım, yitirdim arayıp bulacağım.

Başı dumanlı dağlara düşüyor yolum, denize koşan sulara... Toprakla buluşan yağmura... Açan çiçeğe, uçan kelebeğe... Seni soruyorum. "Daha git..." diyorlar... Gidiyorum vadiler aşıyorum, yanardağlar gibi kalbimin ateşini salıyorum her yere... Haramiler çıkıyor önüme..."Dur, bekle..."diyorlar. Ama ben, akan sulara, yıldızlara bakıp "Ötesi... ötesi..."diyorum. Yürüyorum. Ne ten, ne can, ne yâr ne yâran.. .Geçiyorum hepsini... Ne şiir kurtarıyor beni ne söz... Adım ne, kimim ben, kadehimde ne var? Yoldayım ama illerim hani? Bunu da sen biliyorsun ancak. Biliyor ve çağırıyorsun kendine. Ama ne kadar gitsem, yol uzuyor, kısalmıyor.

Ben bu dert ile kime yanayım. Kime anlatayım sabahtan akşama senin için koştuğumu... Senden gelip sana gittiğimi... Akşam heybetinle kendimden geçip sabah merhametinle kendime geldiğimi.. .Ey kırık gönlün dermanı, ey Mecnun'un Leylâ'sı...Zebur okuyup Davut oldum, İncil okuyup İsa oldum. Yeryüzüne indim. Gökyüzüne ağdım. Çöl gecelerinde Medineli kızlarla şarkılar söyledim sevgilinin aşkına... Artık göster kendini de yeniden bir fidan gibi dikileyim toprağına... Çünkü derdim var, şifa senden, yol senin. Sen izin vermezsen yürüyemem. Yorgun düşüyor bedenim, güç ver. İçimin pencerelerini aç... Ne dünya kalsın ne ukbâ... Ezel günündeki nidanla beni bir daha çağır. Çünkü sultan sensin, devlet senin, izzet senin. Bak, yağmaya verdim cihanı... Tek yolunda yürüyeyim diye... Çünkü yol da senin, yolcu da... Renkten renge giriyorsun, bir sırrını çözemeden başka bir tecellinle kamaştırıyorsun gözlerimi... Aciz olan benim, kudretli olan sen...

Öyleyse tut ellerimden. Kapat gözlerimi... Kapat ki açtığımda seni göreyim. Kesreti geçip vahdete ereyim. Bir çift yeşil göze mahkûm etme beni... Yasemin kokulu bir bahçeye.. .Ne geçmişe ne bugüne ne geleceğe...Rahmet ki bitsin bu mahmur gece...Ben sabahına uyanayım.

Dağlar aşıyorum, kartallarla söyleşiyorum. Söz bitiyor, sen kalıyorsun. Denizler geçiyorum, beyaz köpüklü dalgalarla kıyılara vuruyorum. Su, bitiyor, yine sen kalıyorsun. Vadilerden geçiyorum. Çiçekler soluyor da yine sen kalıyorsun. Ben lal, ben âmâ... Sen baki, ben fânî... Sen konuşturmazsan ben konuşamam, sen baktırmazsan ben göremem. Sen işaretler göstermezsen ben yürüyemem. Bak, şehrimin kandilleri sönmüş. Lütfet ve yak onları..Bak, tarumar olmuş bahçem. Solmuş güllerim. Sen, dirilt onları... Sen olmazsan bütün vakitler akşam, sen olmazsan ne sefa var ne vefa... Ne dünya var, ne ukbâ.. .Toz toprak oluyorum kudretini görüp bir rüzgâr esiyor, bir gece kuşu ötüyor. Bu da senden, o.da senden. Hepsi senden.

İşte gecenin elbisesi... Kumaşı senden, işte gece sefaları açıyor. Kokusu senden.. .Ama biliyorsun ki, bunlar hep tuzak... Bana ne gül gerekir ne lâle... Mihman ver ki yolun doğru olanında yürüyeyim. Değilse yollar uçurumlara çıkar... Karanlık olur her yan. Güneşe söyle ki doğsun. Bileyim ki sabah oldu. Tekrar yürümek vaktidir, düşeyim yola... Kapansın ziyan defterleri, başlasın yeniden yolculuk neşesi... Ney olup inleyeyim, kaval olup ağlayayım. Yeter ki seni söylesin dilim, senin elinden tutsun elim. Bu cihan ortasında, bu dehlizde yalnız bırakma beni...Ezelden ebede savur beni..Savur ki, toprağını arayan bir buğday tanesi gibi senin iklimine düşeyim. Orda yeşereyim.

Pervane kesiliyorum ışığında... Görüyor ve biliyorsun. Kerem ediyorsun ve açılıyor perdeler. Safalar bahşediyorsun, tazeleniyor sözler... Hû dedikçe bayram ediyor lâleler... Bak, o zaman nasıl da kanatlanıyor gönlüm... Ne doğu kalıyor ne batı... Ne güneş ne ay... Sen gelip gönül mülküne şah oluyorsun, bir bir tükeniyor yollar. Kayboluyor gam ve mihnet deryası... Parlıyor ayna.. .Can evinde hüma kuşu... Harabe içinde define.. .Ben ne yaptım da geldi bu saadet.. .Mansur gibi dara mı çekildim. Ne yaptım da şad ettin gönül hanemi... Bilirim ki rahmetindir bu... Sen olmasan ne yol biter ne feryadım. Ne tedbirim kâr eder ne cehdim.

Meğer ki, hep sendeymişim, seninleymişim. Ne yol varmış ne yolcu... Hasretin vuslat, uzağın yakın imiş. Bunu da sen bildirdin. Şimdi şahbaz olup devran etmenin vaktidir gökleri... Şimdi selâmlamanın vaktidir melekleri... Tur dağında Musa, gökyüzünde İsa olmanın demi... Kapı açıldı, suret belirdi. Bitti kavga, bitti tuzak... Ne daneler var yolda ne avcı kuşları... Sen ki vefa bağının gülüydün, cefa senden uzak... Ben derdim, sen dermanım, sen ikrarımsın benim. Saf tutmuş selvinin secdesi sana. Bütün yollar sana doğrudur sana... Şimdi ulu divânında yine rahmet, lütfet ki bağışlansın suçum, uzun yoldan geliyorum ama ellerim boş. Sâdece hasretimi sunabiliyorum sana bir de aczimi...
Kabul buyurur musun?

www.mustafaozcelik.com

 

                                                                                                                                                    
2/12/2006

ÜÇ MİLYON YASİN

 
 
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
 
23 MART 2006
 
VEFATININ 46. YILI
 
 

Melda Y. (Van adına) >>> 3068

Nuh Salih >>> 775

Necla T. >>> 650

Betül A. >>> 400

Osman A. >>> 318

Sevilay A. >>> 250

Dudu B. >>> 150

Hatice S. >>> 100

CEMİL TOKPINAR >>> 100

SAİD >>> 100

Güllerin sultanına >>> 70

Saliha S. (İSK) >>> 50

Rezzan B. >>> 40

Nagihan Ö. (ANT) >>> 40

Merve S. (İSK) >>> 40

Salih B. >>> 50

Elif K. >>> 30        

Feriha Y. >>> 25

Hatice Y. >>> 19

Güzide K. >>> 15

Funda K. >>> 15

Raziye O. >>> 11

Celalettin P. >>> 10

Filiz K. >>> 10

Aybike Ö. (İSK) >>> 10

Hüsameddin A. >>> 10

S. Kalkan >>> 10

Hatice >>> 10

Öznur >>> 10

Hümeyra >>> 10

Zeynep >>> 10

Kübra A. >>> 10

Aysemin >>> 10

Gülder >>> 10

Mustafa >>> 10

Seher G. >>> 7

Bahadır L. >>> 7

Enes G. >>> 5

Hatice K. >>> 5

Said B. >>> 5

Beyzanur >>> 3

Kavakyolu >>> 3

Ferhat B. >>> 2

M.Sevik >>> 1

Betül Y. >>> 1

Esra Y. >>> 1

İmran E. >>> 1

TOPLAM: 6487

 

 
 
SAİD NURSİ KİMDİR?
 
Said Nursi yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. 1873'te Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla "Çağının eşsiz güzelliği" anlamına gelen "Bediüzzaman" sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.
 
 
 
KAMPANYAYA KATILMAK İSTEYEN ARKADAŞLAR
BU BLOGUN COMMENTİNE
YA DA
NE KADAR YASİN ALACAKLARINI BİLDİREBİLİRLER...
 
GELEN TÜM TALEPLER YİNE BU BLOGTA GÜNCEL OLARAK YAYINLANACAKTIR...
 
 
1/25/2006

İNANÇ

 

 

Ah uğursuz dünya; ah zâlim düşünce, ah aldatan şeytan!

Bilmem ki etdiklerine hiç pişmanlık duyduğun oldu mu?..

Ne var ki; sen pişmanlık duysan da duymasan da, bunların hiçbirinin cezasız kalmayacağı, Allah’ın değişmeyen âdetine göre, mutlaka iğneden ipliğe herşeyin hesabının verileceği bir gün gelecek ve sen ma’şeri vicdan karşısında hacaletden iki büklüm olup inleyeceksin!

Keşke sen, henüz o gün gelmeden insanlığını idrak ederek yaptıklarından vazgeçebilseydin! Keşke bizler de, hasımlarımızın bu kadar kin ve nefretleri karşısında uyanıp kendimize gelebilseydik; kusurlarımızı görüp bizi perişan eden faktörleri en derin, en gizli noktalarına kadar tahlîl ve değerlendirmeye tâbi tutabilseydik! Acı dahi olsa, hakikatları haykırıp yanlış ve küflü kanaatleri esastan düzeltebilseydik! Garaz ve inadı bir tarafa bırakarak, bu millet ve onun duygu ve düşünce dünyasına hizmet etme etrafında birleşebilseydik..!

M.Fethullah GÜLEN Hocaefendinin “Yitirilmiş Cennete Doğru” İsimli Kitabından Alınmıştır.

 

 

 

 

"STV'DE"

NOT: TAKLİTLERİNDEN SAKININ!

 

 
 

 

Benden, yere mıhlanmamı istiyorsunuz, farkında mısınız, siz benden “beni” istiyorsunuz.

 Elimde olmayanı nasıl veririm? Ben, kendimin değilim, Onunum.

 Onsuz hayat, yaşanmamıştır. Gafletle geçen zaman ömür değildir.
Anlayın artık, sizinle olamam. Bedenimi verdim, ruhumu da veremem.

Hayır! Ben ebediyet yolcusuyum. Yolcu yoluna gitmeli!

    Ömer Sevinçgül

 

 

 

Genç adam! Dön bir kere de kalbinin ve ruhunun soluklarına kulak ver! Geril ve nefsinle hesaplaşmaya hazır ol! İçinde ağaran inanç şafağıyla doğrul ve ucu vicdanında belirip Hakk’a doğru uzanan ışıktan yollarda yürümeye koyul! Bu altın yol zaman ve mekânın hem içinden hem de dışından geçer. Sen, ruhunu saran mânâ ve önündeki kutsî hedefin ışıl ışıl parıldadığını ancak bu yolda görecek; görecek sonra da bu sonsuz ve çarpıcı hakikatın sihirli güzelliğine kapılıp gideceksin!

Önce, kendini keşfetmekle işe başlayacağın bu yoldaki her hamlende, sanki unuttuğun bir kısım gerçekleri ilk defa hatırlıyor gibi olacak, iç dünyanda buudlaşdıkça buudlaşacak, baştan başa renkler, ışıklar içinde derin ve engin bir huzur kuşağına ereceksin!

İçinde ışıldayan inanç meş’alesinin aydınlığında, zaman ve mekânın her köşesine, ötelerden gelen nurların dalga dalga yayıldığını görecek; inancın ışıktan, güçlü kolları arasında o kadar yükseleceksin ki; süpernovaları, pulsarları ve karadelikleri mekânın bağrında açılıp kapanan güller, tomurcuklar gibi görecek ve seveceksin...

 

 

1/23/2006

ÜMİT

 

 

 

 

Ümit Dinidir İslâm, Karamsarlık Yok

 

"YE'S (ÜMİTSİZLİK) ÖYLE BİR BATAKLIKTIR Kİ DÜŞME BOĞULURSUN

ÜMİDE SARIL,ÇIK BAK NE OLURSUN"

MEHMET AKİF ERSOY

Rabbimizin hem (rahmeti) hem de (gazabı) vardır. Ancak Rahmeti mi, yoksa gazabı mı fazla?

diye sorulan bir soruya Rabbimiz kendisi cevap vermektedir:
– Rahmetim gazabımı geçmiştir!

Evet, Rabbimizin rahmeti gazabını aşmış ve taşmıştır.

Bunu kulunun iyiliğine yazdığı sevapla, kötülüğüne yazdığı günahtan da anlamak mümkündür.
Kul bir iyilik yaparsa sevabını ondan başlatan Rabbimiz, bir kötülük yaparsa günahını birden başlatmakta, böylece rahmetinin gazabını geçtiğini de açıkça ilan etmiş bulunmaktadır.

Kuran-ı Kerimde tekrarlanan âyetler de bunu ifade etmektedir:
– Kim bir iyilik yaparsa on sevap yazılır. Kim de bir kötülük işlerse bir günah kaydedilir. (Enam–160).

 

 

Görülen odur ki, kul bir iyiliğine on sevap aldığına göre ümitsizlik hissine girmemeli, sadece iyiliğini daha da çoğaltmayı hedef almalıdır. Zira bir iyiliğe on sevap yazıldığına göre kurtulması çok mümkündür.

Rabbimiz de kulun kurtulmasını istediği içindir ki lehine koymuş hükmünü. Bir hayrına on sevap yazmayı takdir buyurduğunu ilan etmiştir kitabında. Hemen ilave edelim ki bu iyiliğin de zerresi zayi olmadan intikal edecektir mahşerdeki günah sevap terazisine.

Bunu da ilan etmiştir Rabbimiz (Zilzal) suresindeki âyetinde:
– Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını görecektir.

 Kim de zerre kadar şer işlerse cezasına uğrayacaktır. (Zilzal 7–8)

Bir gün bu âyetleri okuyan Efendimiz (sav)in huzurunda sahabeden Ebu Said el Hudri de vardı.

Dikkatle dinledikten sonra sordu:
– Ya Resulallah, bu âyette Rabbimiz işlediğimiz hayrın da şerrin de

 zerresinin zayi olmayacağını haber veriyor, değil mi?
– Evet, öyledir, buyurunca, feryadı basıyor Ebu Said el Hudri:
– Yandın ey Ebu Said yandın, annen ağlasın haline...
Efendimiz (sav) soruyor:
– Seni yakan nedir ey Ebu Said?

– Ya Resulallah diyor, işlediğim şerrin zerresi dahi zayi olmayacaksa ben nasıl içinden çıkabilir,

hesabını verebilirim bunca şerrin?
Efendimiz tebessümle izah ediyor:
– Ey Ebu Said diyor, senin zerresi zayi olmayan sadece şerrin değil ki. Hayır olan işlerinin de zerresi zayi olmadan terazinin sevap tarafına konuyor, böylece bire bir olan günahın karşısında bire on olan sevapların da tartıya giriyor, sevapların daha ağır geleceğinden seni inşaallah kurtarıyor. Yeter ki bire on kazandıran iyilik ve hayırlarını daha da çoğalt, lehine olan durumu daha da lehine çevirmekten geri kalma.

 

 

Evet, Rabbimizin rahmeti gazabını geçmiştir. Bir iyilik ve hayra on sevap verir, bunun da zerresini zayi etmeden terazisinde tartar, kulunu kurtarır. Yeter ki kul buna rağmen günahını ağır getirecek bir ihmal ve ilgisizliğe yönelmiş olmasın. Hayrı, şerrine galip gelsin.

Bundan dolayı söylenmiştir şu söz:
– Ümit dinidir İslâm, karamsarlığa yer yoktur!
– Çünkü Rabbimizin rahmeti, gazabından çoktur!

 

ahmet şahin

"sorularla islamiyet"

 

 

 

İnsanlığımız sönmüş mü? Kâlpler neden bu kadar hissiz? Niçin gözyaşları rüyalara terk edildi?

 Yoksa biz kendimizi yaşamıyor muyuz? Öyle değilse neden yanarken gülüyoruz?

Ben, bize basiretli diyemeyeceğim. Çünkü göremiyoruz yarını...

Anlayamıyoruz bizden evvel boğazlananların yerinde boğazlanacağımızı... 

 

                                                                                                                        

1/19/2006

MAHŞER

 

 

 

 

ZİYARETÇİ DEFTERİME NOT BIRAKMAYI UNUTMAYIN!!!

 

 

 

.
 

Mahşerinde belirli zamanı var,
O'nu takdir eden yüce Allah var.
Takdir edilen zamanı gelince,
Yüce Allah OL emrini verince,
Öncelikle melekler dirilecek,
Onlara yeni görev verilecek.
Allah, Cebrâil'e emir verecek,
"Habibim Muhammed'e git!" diyecek.
"Sakın korkmasın! Sûr üfürülünce,
Üzülmesin ümmetin görmeyince".
Cebrâil gidip dünyaya bakacak,
Farklı dünya ile karşılaşacak.
Ah! Ne Medine var, ne Uhud Dağı,
Ne Mekke, Kâbe var, ne de Nur Dağı.
Yeryüzü harab olmuş, tek canlı yok,
Mescid yok, Mihrab yok, namaz kılan yok.
Dünyaya hüzün çökmüş, her şey mahzun,
Yer mahzun, gök mahzun, melekler mahzun.
Cebrâil de, mahzun mahzun beklerken,
"Muhammedim kalksa da, görsem" derken.
Allah, İsrâfil'e emir verecek,
İsrâfil derhal Sûr'a üfürecek.
İsrâfil tekrar Sûr'a üfürünce,
Kabirler sarsılıp, alt üst gelince,
Atomlar birbirine karışacak,

Bedensel yapılar tamam olacak.
Berzahta bekleyen Ruhlar koşacak,
Her biri kendi bedenin bulacak.
Kabirden kalkış çok âni olacak,
İnsanlar çılgın gibi fırlayacak.
"Kabrimizden kim kaldırdı?" diyecek,
İster istemez Mahşer'e gidecek.
Kabirden kalkış çok farklı olacak,
İnancına göre sıfat alacak.
Kimi yürürken, kimi sürünecek,
Kimi nurlu, kimi kara olacak..

 

Mahşer yeri bu dünyada olacak,
Tüm canlılar orada toplanacak.
Güneş, dünyaya çok yakın olacak,
Cehennemî bir sıcaklık olacak.
Mahşerde sürekli gündüz olacak,
Bir günü tam elli bin yıl olacak.
Beyin kaynayıp, ciğerler yanacak,
İnsanlardan korkunç terler akacak.
İnsan, hayvan bir arada olacak,
Cinler, şeytanlar da orda olacak.
Melekler saf saf halka olacak,
Mahşer yerini çembere alacak.
Aşırı korkunç izdiham olacak,
Çıplak bedenler birbirin yakacak.
Cehennem Mahşer'e getirilecek,
"İşte! Cehennem budur" denilecek.
Cehennem öfkesinden patlayacak,
Ateşini etrafına saçacak.
Nefsi nefsi korkunç bir an olacak,
Ana-baba yavrusundan kaçacak.
Günah işleyen çok pişman olacak,
Kahrından ellerini ısıracak.
Ciğeri yanacak, dili sarkacak,
Bir damla suya hasret kalacak

 

Sonra amel defteri dağılacak,
Gökten kar tanesi gibi yağacak.
O an heyecan doruğa çıkacak,
Herkes yaptığını orda bulacak.
Kimine sağ yanından verilecek,
İşte onlar, Cennet ehli olacak.
Kimine sol yanından verilecek,
Onlar da Cehennem ehli olacak.
Allah'a, âhirete inananlar,
Namazlarını düzenli kılanlar,
Tesettür emrine bağlı olanlar,
İlâhi emri tam uygulayanlar,
Bunların sağ eline verilecek,
Melekler onları tebrik edecek.
Yüzleri gülecek, sevinecekler,
"Bakın bakın!" diye gösterecekler.
Korkuları, kuşkuları gidecek,
Dostları onlara gıpta edecek,
Arş'ın gölgesinde dinlenecekler,
Havz'ı Kevser suyundan içecekler,
Melekler onlara müjde verecek,
"Sizlere korku, hüzün yok" diyecek.
Ya Din'e, Kur'an'a karşı olanlar,
Sapıtıp, taşa puta tapanlar,
Çağdaşlığı hayasızlık sananlar,
Genç kızın örtüsüyle oynayanlar,
Bunların sol eline verilecek,
O anda tüm ümitleri sönecek.
Çılgın gibi sağa sola bakacak,
Kahrından ellerin ısıracak.
"Ah! Kabrimde toprak olup, kalsaydım,
Şu an Mahşer yerinde olmasaydım".
Ağlayıp pek çok ah vahlar edecek,
Seller gibi gözyaşları dökecek.
Melekler acıyarak seyredecek,
"Dünyada ağlasaydın ya!" diyecek.. 


Ardından sorgulama başlayacak,
Adâlet Mîzan'ları kurulacak.
Mîzan'da sevap-günah tartılacak,
İlk sorgulama imândan olacak.
İnançsız, sapık görüşlü olanlar,
Taşa puta tapan müşrik olanlar,
İslâm'a, Kur'an'a karşı olanlar,
Mü'minlere baskı zulüm yapanlar,
İlk sorgulamada elenecekler,
Zebâniye teslim edilecekler.
Ayağında zincir, boynunda demir,
Allah, Zebâniye verecek emir.
"Atın atın! Cehennem'e bunları,
Gazabım, ateşim yaksın bunları!".
"Dinim İslâm! Rabbim Allah! " diyenler,
Allah'ın emrine boyun eğenler,
İlk sorgulamada elenmeyecek,
Namaz'ın sorgusuna geçilecek.
Namaz'ın sorgusu çetin olacak,
Tüm ayrıntılar ortaya konacak.
Tam erginlik çağından başlanacak,
Her vakitten tek tek sorgulanacak.
Eğer bir vakti kazaya kaldıysa,
Sonra onun kazasın kılmadıysa,
Mîzan başında çok terler dökecek!
Bilmem hesabını nasıl verecek?
Kılınan ve kabul olan namazlar,
Mîzan'ın sağına konulacaklar.
Kılınmayanlar sola konulacak,
Günahı aşırı korkunç olacak.
Namaz, Mîzan'da etkili olacak,
Çünkü sevabı çok fazla olacak.
Beş vaktini düzenli kılanların,
Kaza borcunu tamamlayanların,
Sorgulamaları kolay geçecek,
Kılmayanlar onlara imrenecek.
Diğer farzlardan da sorgulanınca,
Oruç, zekât ve hac tamamlanınca,
Sonra sıra haramlara gelecek,
El, ayak, deri tanıklık edecek.
Bu dünyada açık saçık gezenler,
Allah'ın emrine isyan edenler,
Bilmem ki nasıl hesap verecekler!
Ah! Dünyada bunları düşünseler!
İçki içen, yetim malı yiyenler,
Faiz, rüşvet, haramla geçinenler,
Kumar oynayan, yalan söyleyenler,
Gıybet eden, yalan yemin edenler,
Kul hakkından da tek tek sorulacak,
Mazlum, zâlimden hakkını alacak.
Ana, baba, evlât, komşu hakları,
Karı koca, yetimlerin hakları,
Vuran, kıran, sözlü hakaret eden,
Mazlum'a, garibe işkence eden,
Haklar, sevap olarak verilecek,
Hiç kimse hakkını af etmeyecek!...
Zâlimin sevabı yetersiz ise,
Ya da hiç sevap işlememiş ise,
Mazlumum günahından yüklenecek,

Çift günahla Cehennem'e gidecek!..
Sevap ve günah tartıldıktan sonra,
Haklılar, hakkını aldıktan sonra,
Mü'mine Cennet yolu açılacak,

Çekilen tüm çileler son bulacak!..                                     

 

 

yazı için "firdevsi ala" ya çok teşekkür ederim

 

•вαzı мєℓєкℓєяιи νє яυнαиιℓєяιи яυнυиυz∂αи çıкαи

ιçтєи αиℓαмℓαя∂αи уαяαтıℓ∂ığıиı вιℓιуσямυу∂υиυz؟

 

•ιℓαнι ѕєνgιує кανυşмυş ιиѕαиℓαя кєи∂ιℓєяιиι fєℓαкєтє ѕüяüкℓєує¢єк

 вαşαяıℓαя∂αи мαняυм вıяαкıℓıяℓαя

 

•ιиѕαи уαℓαи ѕöуℓє∂ιğι zαмαи мєу∂αиα gєℓєи мαиєνι кσкυ∂αи ∂σℓαуı мєℓєкℓєя кєи∂ιѕιи∂єи вιя мιℓ(уα ∂α 1,5 км) υzαкℓαşıяℓαя.(н.ş.)

 

_İSTEMENİN ESRARI_

MUHAMMED BOZDAĞ IN KİTABINDAN

 

 
1/8/2006

kainatın efendisine

 

 

 

 

 

Ebu Hureyre’den: “Başına bir iş geldiğinde:

– ‘Şayet şöyle yapsaydım, şöyle olurdu’ deme. Fakat ‘Bu Allah’ın takdiridir ki, öyle olmasını diledi ve öyle yaptı’ de.

Çünkü keşkeler, şeytanın vesvese ve kandırmalarına yol açar.”

 

 
.
Kainatın Efendisine...
Seni hayal etmek bile bu kadar mutlu eder mi insanı? Ya ruh inceliğimizin
şahitleri olan, meleklerin kulaklarındaki küpelerden daha değerli olan o
gözyaşlarımızı Senin için sarfetmek... Ağyara dökülürken o inci tanelerinin
ızdırap vermesi, ama asıl hakiki sahibine atfedince sonsuz güzelliklere gark
olması... Her şey Senin varlığınla alâkadar olunca ehemmiyet kazanıyor. Bütün
varlık Sana hasret Efendim, Senin getirdiğin o nurlu çağı özlüyor. Öyle ki,
dünyanın ikindi vakti en saadetli asırdı. Çünkü kainat yaratılış sebebini
tanımıştı. Bütün varlık Sana aşık olmuş, esfel-i safilinden
âlâ-yı illiyyine çıkmıştı.
 
Ay Senin aşkından dolayı ikiye bölünmüştü. Yılan, Hazreti Ebu Bekiri
ısırmak zorunda kalmıştı, sırf Seni görebilmek için...
 
Bir ağaç kütüğü inim inim inleyerek ağlıyordu ve hasretle kopan bir taş, Sana
bir kez olsun dokunabilmek için o mübarek dişine çarpmıştı.
 
Şimdi biz de Seni özlüyoruz ya Rasûlallah!
 
Olur ya, bir gün gelirsin diye boş bir seccadeye gül koyuyoruz; öyle ki, o gül
bile Seni orada beklerken sararıp soluyor. Biz bir gül kadar bile olamadık ya
Rasûlallah!
 
Bunca günahımıza rağmen yine de, rüyada bile olsa teşrif eder misin? Günahlarla
kirlenen kalbimizi temizler misin ya Rasûlallah?
 
Bizler burada Sana müştak seyircileriz. Hepimiz ayrı ayrı fıtratlarda
yaratıldık. Büyük kova-küçük kova misali, Senin aşkını istidadımıza göre
dolduruyoruz.
 
Hakiki erenler, büyük kovalara sevgi kaselerini daldırırlarken, yolda kalmışlar
veya Senin sevgini tam derk edememişler küçük kovalara daldırıyorlar.
 
Bizler bu dünyada olmasa da, Cennette Senin o mübarek gül cemalini göreceğimizin
ümidi içerisindeyiz. Belki de Sen \"Bu güzelliğe sizin kalbiniz dayanmaz,
olduğunuz yerde düşüp kalırsınız\" düşüncesiye, yüzünü nazlı bir gelin edasıyla
saklıyorsun. Ne kadar da düşüncelisin!
 
Bizler de, bunları düşünürken sadece Hak rızasına ve sana kilitleniyoruz.
Yaptığımız salih amellerde, bizim Seni zahiri olarak göremediğimizi ama Senin
her an bizi gördüğünü hissederek on sekiz bin aleme Seni sevdiğimizi
haykırıyoruz.
 
Bu haykırışın içinde dönüp bir anlık kendimize baktığımız zaman Hazreti Sevban
(radiyallahu anh) gibi korkuyoruz. Cennete gitsek bile aşağı mertebelerde
takılıp kalacağız diye, ama hemen ardından Senin ruhlara hayat üfleyen elmas,
yakut, pırlanta sözlerin çınlıyor kulaklarımızda:
 
\"Kişi sevdiğiyle beraberdir\"
 
Bizler istidadımız nisbetinde Seni çok seviyoruz ve inanıyoruz ki, Sen de
bizleri çok seviyorsun. Sevmesen gözyaşlarına boğulur muydun?
 
Günahlarımız dağlar cesametinde ama Senin o engin sevgi denizinde, bizim
günahlarımız sadece bir damla hükmünde kalır.
 
Şimdi ya Rasûlallah, ölü ruhlarımızı diriltip yine sevgi şerbetiyle imdadımıza
koşar mısın? Kanayan manevi yaralarımıza merhem sürer misin? Ve bir gün, rüyada
bile olsa, O nazlı yüzünü gösterir misin?
 
Binlerce Salat, binlerce selam, ağaçların yaprakları adedince, denizlerin
köpükleri adedince ve yağmur katrelerinin miktarınca Senin üzerine olsun 
Ey Allah'ın Sevgilisi...

 

 

 

    

                                                                                                                                                       

                                                                                                                    

12/30/2005

O'NU NE KADAR SEVİYORUZ

 

 
 
 
gözüme gül dumanı çöktü yine bu akşam
baktığım her noktada yalnız senin güllerin
içimde gül pınarı aktı yine bu akşam
irinli dertlerime şifa oldu ellerin
Mecnun ile Leyla'nın buluştuğu yerdeyim
bu gül yolculuğunda şimdi son seferdeyim

 


 
 
Sevdiklerimiz arasında Resulullah’ın yeri kaçıncı sırada? O’na iştiyakımız ne durumda? Ne kadar alâkadarız O’nunla? O’ndan bir nur, bir ziya taşıyor mu düşünce, şuur ve hareketlerimiz? Muhammedî midir ahvalimiz? O anıldığı zaman burnumuzun kemikleri sızlıyor mu? O’ndan bahsedilişte bir damla gözyaşı ıslatıyor mu elbiselerimizi? Uzakta bulunan bir dostumuza duyduğumuz hasreti esirgedik mi yoksa Fahr-ı Alem’den? Hiç olmazsa rüyalarımızda teşrifini intizar içinde miyiz acaba? Merak ediyor muyuz O’nu, herhangi bir faniyi merak ettiğimiz kadar?  

O’ndan kopuk yaşıyoruz...
Maalesef epey uzun zamandır Resulullah ile bugünkü ümmeti arasında bir kopukluk söz konusu. İslam’dan uzaklaşarak başka yollara yönelenler bir tarafa İslamî çizgide bulunma iddia ve gayretinde olanlarda dahi bu kopukluk ve irtibatsızlık kendisini o kadar gösteriyor ki… Çölde vaha gibi duran bir kısım Hak dostları hariç -Allah (cc) onların eksikliğini göstermesin!- o kadar uzağız ki O Sevgili’den Aleyhissalâtu Vesselâm... Toplantılarımızda, konuşmalarımızda, beşeri münasebetlerimizde Muhammedî neşve yerini başka görüntülere, tavırlara, hallere bırakmış durumda…
Bir başka açıdan baktığımızda ise, daha değişik bir manzara çıkıyor karşımıza. Elimizi vicdanımıza koyalım ve düşünelim. Kendi üstadımızı, hocamızı, şeyhimizi, ağabeyimizi, falanca yazarımızı, feşmekanca parti liderimizi, kanaat önderimizi anlattığımız, destanlaştırdığımız, hatta çocukça tavırlarla sahiplenip, birbiriyle vuruşturduğumuz kadar Allah Resulü’nü bilip, ondan bahsediyor muyuz acaba?
O zaman burada ciddi bir sorun var demektir. Başkaları Resulullah’ın yerini almışsa, Nebi’ye benzedikleri için ve ona benzedikleri ölçüde kalplerimizde yer alması gerekenler, bizi o Nebiyyi Âlişan’dan daha fazla alakadar ediyor, zihnimizi daha fazla işgal ediyorsa, bir Müslüman olarak kendi durumuzu kontrol etmemiz icap etmektedir. O zaman gelin Resul-i Ekrem’i (sas) gönüllerimize hakim kılmanın yollarını arayalım. Halimizle, kâlimizle, onu anarken yaşaran gözlerimizle tekrar davet edelim kalb sarayımıza O, Gül Sultanı.

Hayatını okuyabiliriz
İnsan fıtratı icabı, bir şeyi tanıdıkça alâka peyda eder, sever. Sevdiği ölçüde de tanıma iştiyakı ziyadeleşir. Bu bir doğurgan döngüdür. Hayatı hakkında kulaktan dolma bilgilerle, eşten-dosttan öğrendiklerimizle, Ramazan’dan Ramazan’a Müslümanlaşan kanallarda seyrettiğimiz Çağrı filmleriyle onu sevdiğimizi söyleyebilir miyiz?
Hayatının değil bir kesitini; bir Hicret’i, bir Bedir’i, bir Uhud’u, bir Hendek’i, topyekün Resulullah’ın hayatını bir saat anlatabilecek bilgi seviyesinde miyiz? Evet ilk yapılması gereken şey en az üç-dört eserden Server-i Ekrem Efendimiz’in hayatını not tutarak okumak, beraber mütalaa etmektir.

O’nu sevenlerle beraber olmalıyız
Kitaplar, Efendimiz’i (sas) tanıma ve sevmede bir ölçüde yardımcı olacaktır. Ama iş burada bitmemektedir. Hemen yapacağımız diğer bir iş, gerçek anlamda Resulullah’a muhabbet duyanları araştırmak, bu gibi kimseleri bulup önlerinde diz çökmek, onlardan yansıyan ışık huzmeleri ile ölü gönüllerimizi ihya etmektir. Hem şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, muhabbet insandan öğrenilir. Seven insandan öğrenilir, sevmek. Kitapların vereceği muhabbetten çok daha fazlasını verir, seven bir mümin.

Salavat dua demektir
O’nu (sas) hatırlamaktır. Dua ettiğimiz bir insanla aramızda manyetik bir akım, bir sevgi bağı oluşur. Birini sevmek ve onun tarafından sevilmek mi istiyorsunuz? Karşılıklı bir dua anlaşması yapınız. Git gide o şahsı daha fazla seveceğinizi hissedeceksiniz.

Salavatla meşgul olalım
Her gün en az 100 defa okuyacağımız salavatlarla, Allah Resulü ile bu sevgi akımını başlatmalıyız. Bir de daha geniş salavatların olduğu evrad ve dua kitaplarını elimizden eksik etmezsek göreceğiz ki Efendimiz’i (sas) daha fazla seviyor olacağız. Rabb’im muvaffak etsin, bizde onu sevgiye istidat halk etsin…

 

 

 sayfa başı

 

                                                                                                                                                                                                                                                          

                                                                                                                                                                                                                                 

12/12/2005

KİME EMANET

 

 

 

» Kime Emanet


Hak Nebi’nin diline nifak sayılmış emanete ihanet, Tohum toprağa,yavru yuvaya,yuva anaya emanet,

 

Şak şak olmuş toprak suya,su buluta emanet, Yusuf kuyuya,Mısır Yusuf’a emanet,

Hak Nebi mağaraya,Medine Hak Nebi’ye emanet, İbrahim ateşe,İsmail bıçağa emanet, Ne bıçak, ne ateş, ne kuyu, ne de mağara etmedi ihanet, Asrın İbrahimleri sana emanet!

 

Arkadaş!Gel sen de bir kor gibi yak sineni, Çünkü hepsi Allah’a emanet. İçine doğru derinleş,dibi görünmeyen bir kuyu ol, Sakla Yusufları koynunda, Yusuflar sana emanet!

Mağarada yılan olma, Güvercin gibi vefalı,örümcek gibi tehlikelere perdedâr ol, Mağara gibi al Muhammedi’leri,al yedi genci,al bütün bir gençliği…

 

Hz.Sümeyrâ, Hak Nebi’yi evlâtlarına emanet etti. “Sakın O’na bir şey olursa eve dönmeyin” dedi. Dönmeden emanete sahip çıkamayacaklarını anlayınca vazgeçtiler eve dönmekten. Evlerinden çıkamayanlar neyin emanetçisi acaba?

 

Bilecik İstasyonunda yaşlı ana,oğlunu cepheye uğurlarken ona; “Oğlum babanı Dİmetoka’da, dayını Şibka’da, ağabeylerini Çanakkale’de kaybettim, Sen benim son yongamsın, sen de dönmezsen ben Allah’a emanet!” diyordu. Ve ilâve ediyordu “Git, sen de git! Minareler ezansız, camiler Kur’ân’sız kalacaksa, sen de git.” Ezan, Kur’ân ,Vatan kime emanet?

 

Galiçya’da , Şibka’da, Dimetoka’da kalanların evlatları kime emanet? “Ben sağ dönseydim uğrunda öldüğüm Kur’ânı, Canımdan çok sevdiğim, İslâm’ı yavruma öğretirdim” diyen Ve fakat şimdi mabet yüzü görmeyen bu şehit evlatları kime emanet?..

 

Cafer-i Tayyar şehit olmuştu, Hak Nebi geldi, yetimlerinin başını okşadı ve ağladı. Baş okşayan kim? Gözyaşı kime emanet? Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken, vücudundan kanlı kurşunu çıkarıp; “Arkadaşım Memiş, şunu al oğluma emanet et. Ben yaşadığım müddetçe vazifemi yaptım, inandığım mukaddesler uğruna can veriyorum. Senden de bunun hakkını vermeni istiyorum dediğimi ilet.” Mukaddes kurşun kime emanet!

 

 Sütçü İmamım!İki bacımızın yaşmağını aldılar diye Maraş’ı kana buladın. Senin şuurun kime, yaşmak kime emanet? Şair Hz. Amine’ye, “Ey Ebva’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın en güzel Gül’ü,” Derken bahçe kime, Gül kime emanet? Bilâller, dem tutan bülbüller nerede? Arkadaş! Gül de,bülbül de, bağ da, bahçıvan da, Bıçak altındaki İsmailler, ateş içindeki İbrahimler, kuyudaki Yusuflar, Şu gerideki isimsiz kümbet, şu ilerideki ıssız mabet,

 

Unutma hepsi sana emanet!!! C.CÜNEYD

 

KİME EMANET KLİBİ>>>> tıklayın

 

 

 

 
 
 
    
 
      ayrıca lütfen israil' ide boykot edelim!
 
 
 

 

yukarıdaki animasyon için sevilay ablama teşekkür ediyorum..

 

 

 

* Rasulullah (s.a.s.) güler yüzlü, tatlı sözlüydü,
* Kimseye fena söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,
* Sert değildi, rıfk sahibi idi,
* Edep ve hayâ âbidesiydi, 
* Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.
* Karşısına çıkanı, candan dinlerdi.
* Sözünde mutlaka dururdu.
* Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,
* Nefsine hâkimdi,
* Beyaz giymeyi tavsiye ederlerdi,
* Namazı noksansız kıldıranların en hafif kıldıranıydı.
* Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.
* Kahkaha ile gülmez, fakat daima tebessüm ederdi.
* Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı, 
 

 

Bir çekirdekti kâinat.

Big Bang’la çatladı filiz verdi.

Yıldızlarla galaksilerle dal budak saldı muhteşem bir ağaç oldu.

O muhteşem ağaç, Big Bangdan 15 milyar sonra birgün, en tatlı meyvesini verdi.

Kâinata dünya doğdu.

Bir çekirdekti dünya.

Güneşle ve diğer gezegen kardaşleriyle beraber uzay toprağına düştü.

Milyarlarca yıl boyunca, görünmeyen bir yaratıcının kudret ve hikmetiyle şekilden şekle girdi.

Serpildi, gelişti ve güzelleşti.

Mas mavi, şirin bir gezegen oluverdi.

Ve 5 milyar sene sonra, dünya da en tatlı meyvesini verdi.

Yeryüzünde hayat doğdu.

Bir çekirdekti hayat.

Hiçten ortaya çıkan, görünmezden beliren, çatlar çatlamaz her yeri istila eden bir çekirdek...

Gezegenin karalarını ve denizlerini, yerin altını ve üstünü kapladı hayat. Her yere yayıldı. Binlerce, milyonlarca, milyarlarca meyveler verdi.

Nihayet hayat ağacı da bir gün en mükemmel meyvesine ulaştı.

yeryüzüne insan ayak bastı.

Bir çekirdekti insan, yeryüzüne düştü, orada filizlendi.

Ve kâinatın bütün güzelliklerini kendisinde topladı. Bütün kâinatta tecellî eden ilâhî isimlerin en güzel parıltıları onda yoğunluştı.

Küçücük bir varlıktı insan, ama üzerindeki sanat kâinattan daha büyüktü.

Birgün geldi, insanlık ağacı da olgunluğa erdi ve en mükemmel meyvesini verdi.

Kâinata Muhammed Aleyhisselâm doğdu.

Kâinatın en mükemmel meyvesi olan insanlık âleminin bütün mükemmelliklerini tek başına kendisinde toplayan, tek başıyla bir kâinat olan en mükemmel varlıktı O.

Onun gelişiyle kâinat olgunluğa erdi. çünkü kâinat olgunluğa ersin diye yaratılmıştı. Bir düşünün, “Onsuz bir dünya neye yarardı?” diye.

O zaman anlarsınız kâinatın onun için yaratıldığını.

*ÜMİT ŞİMŞEK*


 

 Free web stats

 

 Counter

Online Degree Programs

 

 

12/7/2005

***

 
 
 

“Benim kalbim temiz” demek yeterli mi?

Günümüzde, “Benim kalbim temiz, zira ben insanları çok seviyorum, hep onlar için hayra koşuyorum.” diyen nice insan vardır. Halbuki temiz kalbin, öncelikle Allah’ı (cc) inkardan, tereddütten, şirkten arınmış olması gereklidir. İçinde küfrün kol gezdiği bir kalb ne kadar insanca davranışlar içinde de bulunsa temiz olamaz.

Aslında insânî değerlere saygılı olmak çok önemlidir. Ancak hem o değerleri gerçek yüzleriyle idrak etme hem de bu idrakin sürekliliği, insanın insanlığının esası olan îmâna bağlıdır. Îmân olmayınca bütün iyilikler, güzellikler, fazîletler ya yalan veya süreksizdir. Dolayısıyla da değersizdir. bu arada imanı amelsiz, ameli de imansız düşünmek istenilen faydayı vermeyecektir.

 

 

(Allahü teâlânın hayrını murat ettiği kul, belalara maruz kalır ve meşgul olacağı mal ve evladı kalmaz.) [Taberani]

(Musibetler yüzlerin karardığı günde, sahibinin yüzünü ağartır.)
[Taberani]
(Hastanın günahları, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi dökülür.) [İbni Hibban]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: "Gönderdiğim belaya sabreden, nimete şükreden, sıddıklarla beraber olur. Bunları yapmayan kendine başka Rab arasın!")
[T.Gafilin]

(Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur.)
[Buhari]

(Belayı nimet, bolluk ve rahatlığı musibet saymayan, kâmil mümin değildir. Çünkü beladan sonra bolluk, bolluktan sonra bela gelir.)
[Taberani]

(En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı nispetinde belaya maruz kalır. İmanı sağlam ise belası şiddetli, imanı zayıf ise hafif olur.)
[Tirmizi]

(Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı için kâfi gelirdi.)
[İ.Asakir]

(Baş ağrısı veya herhangi bir hastalığı sebebiyle, müminin Uhud dağı kadar günahı olsa da, hepsi affolur.)
[Taberani]

(Hak teâlâ buyurdu ki: "İzzet ve celalim hakkı için, dilediğim kulumun, malına darlık, bedenine hastalık vererek affetmedikçe dünyadan çıkarmam.")
[Ruzeyn]

(Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.)
[Hakim]

(Hak teâlâ buyurdu ki: "Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.)
[Hakim]

(Şüphe edilen altını, ateşle muayene ettikleri gibi, Allahü teâlâ insanları dert ile, bela ile imtihan eder.)
[Taberani]

(Afiyette olan, kıyamette, belaya maruz kalanlara verilen sevapların çokluğunu görünce,
"Keşke dünyada iken derilerimiz, makasla kesilseydi" diyeceklerdir.) [Tirmizi]

(Kul için Allahü teâlâ katında öyle bir derece vardır ki, ameli ile o dereceye kavuşamaz. Belaya müptela olunca, o dereceye kavuşur.)
[Ebu Nuaym]

 

BELALAR VE MUSİBETLER NEDEN GELİR?

 

İmam-ı Rabbani hazretleri, insana belanın geliş sebeplerini sual ve cevaplarla şöyle açıklıyor:

Sual:
Enbiya ve evliya, hep dert ve bela içinde yaşadı. Halbuki, Şura suresinde, (Size gelen belalar, kabahatlerinizin cezasıdır) buyuruldu. Bu âyete göre, dertlerin çokluğu, günahın çokluğunu gösteriyor. Enbiya ve evliya olmayanın, çok sıkıntı çekmesi gerekirken dostlarına, neden dert, bela veriyor? Düşmanları neden rahat ve nimet içinde yaşıyor?
CEVAP
Dünya, zevk yeri değil. Ahiret, bunun için yaratıldı. Dünya ile ahiret, birbirinin zıddı, tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebep olur. Yani, birinde zevk aramak, ötekinde elem çekmeye sebep olur. O halde, dünyada nimetleri, lezzetleri çok olanlar, bunlara lazım olan şükrü yapmazlarsa, ahirette çok acı çekecektir. Bunun gibi, dünyada, tehlikelerden sakındığı halde, çok acı çeken mümin, ahirette çok lezzete kavuşacaktır. Dünyanın ömrü, ahiretin uzunluğu yanında, deniz yanında bir damla kadar bile değildir. Sonu olan, sonsuz ile ölçülebilir mi? Bunun için dostlarına merhamet ederek, sonsuz nimetlere kavuşmaları için, dünyada birkaç gün sıkıntı çektiriyor. Düşmanlarına, biraz lezzet verip, çok elemlere sürüklüyor.

Sual:
Allahü teâlâ, her şeye kadirdir. Dostlarına, hem dünyada, hem ahirette nimetler verseydi ve dünyada verdiği lezzetler, ahirette, bunların elem çekmesine sebep olmasaydı, daha iyi olmaz mı idi?
CEVAP
Bunun çeşitli cevapları vardır. Yedisi şöyledir:
1- Dünyada, birkaç gün dert, bela çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlamazlardı ve ebedi nimetlerin kıymetini bilmezlerdi. Açlık çekmeyen, yemeğin lezzetini anlamaz. Acı çekmeyen, rahatlığın kıymetini bilmez. Dünyada bunlara elem vermek, sanki daimi lezzetleri arttırmak içindir. Bu elemler, bir nimet olup, cahil halkı denemek için, büyüklere verilen nimetler, elem olarak gösterilmektedir. Yabancılara elem şeklinde gösterilen, dostlar için nimettir.

2-
Belalar, sıkıntılar, cahil için sıkıntı ise de, bu büyüklere, sevdiklerinden gelen her şey, tatlı olur. Nimetlerden lezzet aldıkları gibi, belalardan da lezzet duyarlar. Hatta, bela sadece sevgilinin arzusu olup, kendi istekleri karışmadığı için, daha tatlı gelir. Nimetlerde bu lezzet bulunamaz. Çünkü, nimetlerde, nefislerinin istekleri de vardır. Bela gelince, nefisleri ağlar, inler. Bu büyükler, belayı nimetten daha çok sever. Bela, bunlara, nimetten daha tatlı gelir. Bunların dünyadan aldıkları lezzet, belalardan, musibetlerden gelir. Dünyada dert ve bela olmasaydı, bunların gözünde, dünyanın hiç değeri olmazdı. Dünyanın acı olayları olmasaydı, onu boş, abes görürlerdi. O halde, Allahü teâlânın dostları, dünyada da, ahirette de sevinçlidir. Dertlerden aldıkları lezzetler, ahiret lezzetlerinin azalmasına sebep olmaz.

Ahiret lezzetlerini gideren, cahillerin aradıkları lezzetlerdir. Allahü teâlânın başkalarına verdiği nimetler, dostlarına rahmettir. Onlara dert, elem olanlar da, dostlarına nimettir. Başkaları nimet gelince sevinir, dert gelince üzülür. Bu büyükler, nimette de, dertte de sevinçlidir. Çünkü bunlar, işlerin güzelliğine, çirkinliğine bakmaz, işleri yapanın güzelliğine bakar. İşleri yapan sevgili olduğu gibi, işleri de sevgili olur ve tatlı gelir. Bu dünyada, her şey, güzel olan yapıcının işi olduğundan, dert ve zarar verse de, bunlara, istedikleri ve sevdikleri şey olur. Kendilerine tatlı gelir. Allahü teâlâ, dostlarını her an, kendi arzusuna razı ettirip, zevk ve lezzet içinde tutuyor. Başkasına dert olan, dostlar için, cemal ve kemal oluyor. Bunların arzularını, arzu edilmeyen şeyler içine yerleştirdi. Dünya lezzetlerini, başkalarının aksine, ahiret derece ve lezzetlerinin artmasına sebep eyledi.


3-
Bu dünya, imtihan yeridir. Burada hak ile bâtıl; haklı ile haksız karışıktır. Burada, Allahü teâlâ, dostlarına sıkıntılar, belalar vermeseydi, yalnız düşmanlarına verseydi, dost, düşmandan ayrılır, belli olurdu. İmtihanın faydası kalmazdı. Halbuki, gayba iman etmek gerekir. Dünya ve ahiretin bütün saadetleri, görmeden inanmaya bağlıdır. Hadid suresinin, (Allahü teâlâ, Peygamberlerine, gaybdan, görmeden, yardım edenleri bilmek için...) mealindeki 25. âyetinde, bu hâl bildirilmektedir. Dostlarını bela içinde göstererek, düşmanlarının gözünden sakladı. Dünya, imtihan yeri oldu. Dostları, görünüşte belada, gerçekte ise, zevk ve sefada. Peygamberlerin, düşmanlarla savaşması da böyle olurdu. Bedir’de Müslümanlar, Uhud’da kâfirler galip gelmişti. (Al-i İmran 140)

4-
Evet, Allahü teâlâ her şeye kadirdir. Dostlarına hem dünyada, hem de ahirette rahatlık verebilir ama, âdeti böyle değildir. Kudretini, hikmeti ve âdeti altına gizlemeyi sever. İşlerini, yaratmasını, sebepler altında gizlemiştir. O halde, dünya ahiretin aksi olduğundan, dostların, ahiret nimetlerine kavuşmak için, dünyada sıkıntı çekmeleri gerekir. [Allahü teâlânın dostları, dertlere, belalara, tehlikelere karşı tedbir alır. Bunlardan kurtulmaya çalışır. Dayanılamayacak şeylerden kaçınmak, Peygamberlerin sünnetidir. Tedbirlere, çalışmalara rağmen başa gelen belalardan zevk alırlar. Dertlerden zevk almak, yüksek derecedir. Çok az seçilmişlerin yapacağı iştir.]

ASIL CEVAP
Dertlerin, belaların gelmesine sebep, günah işlemektir. Fakat, belalar, sıkıntılar, günahların affedilmesine sebep olur. O halde, dostlara, belalar, sıkıntılar çok gelirse günahları kalmaz. [Ama tevbe, istiğfar edince de, günahlar affolur. Dert ve bela gelmesine lüzum kalmaz. O halde, dert ve beladan kurtulmak için, çok istiğfar okumalı.] Dostların günahını, düşmanların günahları gibi sanmamalı. (İyilerin, iyilik sandıkları şeyleri, dostlar, günah bilir) buyuruldu. Bunların günah ve kusurları olsa da, başkalarının günahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Niyet ederek, karar vererek yapılmış değildir. Taha suresinin, (Âdeme önce söyledik. Fakat unuttu. Azm ile, karar ile yapmadı) mealindeki 115. âyet-i kerime bunu bildiriyor. O halde, dostlara gelen dertlerin, belaların, çok olması, günahların çok olduğunu göstermez, günahların çok affedildiğini gösterir. Dostlarına çok bela vererek, günahlarını affeder, temizler. Böylece bunları, ahiret sıkıntılarından korur.

Cehennemdeki çok şiddetli azapların, birkaç günlük sıkıntı ile giderilmesi ve günahların temizlenmesi için dünyada sebepler gönderilmesi ne büyük nimettir. Dostlara bu muamele yapılırken, başkalarının günahlarının hesabını ahirete bırakıyorlar. O halde dostlara, dünyada çok dert ve bela vermesi lazımdır. Başkaları, bu ihsana layık değildir. Çünkü, büyük günah işlerler, yalvarmaz, boyun bükmez, ağlamaz ve Ona sığınmazlar. Günahları sıkılmadan ve kasten işlerler. Hatta inat edercesine işlerler. Hatta, Allahü teâlânın ayetleri ile alay edecek, inanmayacak kadar ileri giderler. Ceza, suçun büyüklüğüne göre değişir. Günah küçük olur ve suçlu boynunu büküp yalvarırsa, bu suç, dünya dertleri ile affolunabilir. Fakat, günah büyük, ağır olur ve suçlu inatçı, saygısız olursa, bunun cezası ahirette sonsuz ve çok acı olmak lazım gelir. (Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezaları hak ettiler) buyuruldu. (Nahl 33)

Cahiller, ahmaklar, (Allah, dostlarına niçin bela gönderiyor da, nimet vermiyor) diyerek, bu sevgili kullara inanmıyorlar. Kâfirler, insanların en iyisine de böyle söylerdi. (Kâfirler, bu nasıl Peygamber, bizim gibi yiyip içiyor, sokakta geziyor. Peygamber olsaydı, kendisine melek gelir, yardımcıları olur, bize onlar da haber verir, Cehennem ile korkuturlardı. Yahut, Rabbi, para hazineleri gönderir veya meyve bahçeleri, çiftlikleri olur, istediğini yerdi dediler...) [Furkan 7]

Böyle sözler, ahiret hayatına inanmayanların sözleridir. Cennet nimetlerinin, Cehennem azaplarının sonsuz olduğunu bilen kimse, dünyanın birkaç günlük belalarına, sıkıntılarına hiç önem verir mi? Bu dertlerin, sonsuz saadete sebep olacağını düşünerek, bunları nimet olarak karşılar. Belalar, sıkıntılar, sevginin, şaşmayan şahitleridir. Ahmakların bunu anlamamasının ne önemi olur.

6-
Bela, kemend-i mahbubdur [sevgilinin, âşıkını kendine çekmek için gönderdiği kemenddir.] Âşıkları, sevgiliden başka şeylere bakmaktan koruyan bir kamçı gibidir. Âşıkları, sevgiliye döndürür. O halde, dertlerin, belaların dostlara gönderilmesi lazımdır. Belalar, dostları, sevgiliden başka şeylere düşkün olmak günahından korur. Başkaları, bu nimete layık değildir. Dostları, zorla sevgiliye çekerler. İstediklerini dert ve bela ile çekerler ve onu sevgili derecesine yükseltirler. İstemediklerini başıboş bırakırlar. Bunların içinden, sonsuz saadete layık olan, kendisi doğru yola gelip, çalışarak, uğraşarak, ihsana kavuşur.

Görülüyor ki, seçilenlere, bela çok gelir. Çalışanlara, uğraşanlara o kadar çok gelmez. Bunun içindir ki, seçilmişlerin, beğenilmişlerin ve sevilmişlerin baş tacı olan Peygamberimiz, (Benim çektiğim acı gibi, hiçbir Peygamber acı çekmedi) buyurdu. O halde, dert ve belalar, öyle usta bir kılavuzdur ki, dostu dosta, şaşmadan kavuşturur. Sevgiliden başkasına bakmakla onu lekelemekten korur. Ne kadar şaşılır ki, âşıklar, hazinelere malik olsa, hepsini verip, dert ve bela satın alır. Aşk-ı ilahiden haberi olmayan, dert ve beladan kurtulmak için, varını yoğunu harcar.

Sual:
Dert ve bela gelince, dostların bazen üzüldükleri de görülüyor. Bunun sebebi nedir?
CEVAP
O üzüntü görünüştedir. Tabiattendir. Bu üzüntünün faydaları vardır. Çünkü, bu üzüntü olmasa, nefis ile cihad edilemez. Peygamberimiz vefat edeceği zaman, görülen sıkıntısı, nefis ile cihadın son parçaları idi. Böylece, son nefesi de düşman ile mücadelede geçmiş oldu. Ölüm anında en şiddetli mücadeleyi yaptı. İnsanlık sıfatları, tabiat istekleri kalmadı. Mübarek nefsini tam itaate, hakiki itminana getirdi.
O halde, bela, aşk ve muhabbet pazarının tellalıdır. Muhabbeti olmayanın tellal ile ne işi olur. Tellalın buna ne faydası olur ve bunun gözünde tellalın ne kıymeti vardır?

7-
Bela gelmesinin bir sebebi de, doğru âşıkları, dost görünen yalancılardan ayırmaktır. Doğru olan âşık, beladan lezzet alır, sevinir. Yalancı ise, acı duyar, sızlanır. Muhabbetin tadını tatmış ise, hakiki acı duymaz. Acı duyması görünüştedir. Âşıklar, bu iki acıyı birbirinden ayırır. Bunun için, (Veli, Veliyi tanır) buyurmuşlardır.


Allahü teâlâ kullarına zulmetmez
Sual:
Deprem, trafik kazası gibi sebeplerle birçok suçsuz kimse, ya ölüyor veya sakat kalıyor. Bazılarına da, hiç suçları olmadığı halde çeşitli belalar geliyor. Suçsuz insanlara böyle bela niçin gelir?
CEVAP
İmam-ı Rabbani
hazretleri, (Mektubat)da buyuruyor ki:
(Dertlerin, belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Size gelen bela, musibet, kabahatlerinizin, günahlarınızın cezasıdır. Bununla beraber Allahü teâlâ, bir çoğunu da affederek musibete maruz bırakmaz.) [Şura 30]

(Ey insan, sana gelen her iyilik, Allahü teâlânın ihsanı olarak, nimeti olarak gelmekte, her dert ve bela da kötülüklerine karşılık olarak gelmektedir. Hepsini yaratan gönderen Allahü teâlâdır.)
[Nisa 79]

(Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez, onları azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar.)
[Nahl 34]

Görüldüğü gibi suçsuz kimseye bela gelmiyor. Herkes kendi cezasını çekiyor.
Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdası, Herkesin çektiği kendi cezası.

Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
(Ümmetim şu on beş kötü hasleti işlediği zaman çeşitli belalara maruz kalır:
1- Ganimet, çarçur edilir, yerinde harcanmaz.
2- Emanete hıyanet edilir, ganimet kabul edilir.
3- Zekat cereme telakki edilir.
[Vermek istenmez, hile yolları aranır.]
4- Erkek karısının sözünden çıkmaz. [Kılıbık olur.]
5- Ana babaya isyan edilir, sözlerine itibar edilmez. [Geri kafalı, bunak falan denir.]
6-
Ana babaya sıkıntı verilir.
7- Kötü arkadaşlara uyulur.
[Ayıp olur diye çeşitli günah işlenir.]
8- Camilerde yüksek sesle konuşulur. [Hutbeyi nutuk çeker gibi okumak da buna dahildir.]
9- Kötüler, ehli olmayanlar idareci olur.
10- Şerrinden, zararından korkulanlara ikram edilir.
11- İçki içenler çoğalır.
12- Erkekler haram olan ipeği giyer.
13- Şarkıcı kadınlar çoğalır.
14- Çalgı aletleri, müzik her yere yayılır.
15- Önceki âlimler kötülenir.
(Tirmizi)


Tatlı nimetler, acı ilaçlarla kaplanmıştır
Sual:
Bela niçin gelir?
CEVAP
Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten, her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, günah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Cenab-ı Hak, hiç kimseye, sebepsiz bela göndermez. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez.) [Rad 11]

(Eğer Allahü teâlâ insanları küfür ve günahlarından ötürü dünyada cezalandıracak olsaydı, yer üzerinde tek canlı kalmazdı.)
[Nahl 61]

Demek ki müstehak olduğumuz belaların hepsi gelse, yeryüzünde insan kalmaz. İşlediğimiz her kötülüğün cezasını dünyada görmüyoruz. Çoğunu da Allahü teâlâ affediyor. İnsanlara bela, iki sebepten gelir. Ya işlediği günahlar yüzünden veya günahsız da olsa derecesinin yükselmesi için. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Küçük-büyük her musibet, affedilecek bir günah veya kavuşulacak bir derece içindir.) [Ebu Nuaym]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Dünya, ahirete göre deniz yanında bir damla gibi bile değildir. Dünyada birkaç gün dert bela çekilmese, Cennetin sonsuz lezzetlerinin kıymeti anlaşılmaz, ebedi sıhhat ve afiyet nimetlerinin kıymeti bilinmezdi. Açlık çekmeyen, yemeğin lezzetini anlamaz, acı çekmeyen rahatlığın kıymetini bilemez. Dünya bir anlık rüya gibidir.

Rüyada çok şeylere sahip olsak, uyanınca elimize bir şey geçmese ne kıymeti vardır? Rüyada az bir sıkıntı çekersen, uyanınca ömür boyu rahat edeceksin denilse, bir anlık sıkıntıya severek katlanılmaz mı?

Sıkıntılar çok acı görünse de, bunların nimet olduğu unutulmamalıdır. Bunun için sevilenlere dert ve bela yağmuru eksik olmaz. Bu tatlı nimetler, acı ilaçlarla kaplanmıştır. Akıllı kimse, bunun içindeki tatlı nimetleri görür. Üzerindeki acı örtüleri de tatlı gibi çiğner. Acılardan da tat alır. Hasta olan onun tadını duyamaz. Hastalık Ondan başkasına gönül vermektir. Hep tatlı yemeğe alışan, şifa verici acı ilaçtan kaçar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Nimete kavuşması için insana musibet gelir.) [Buhari]

(Allahü teâlânın hayrını murat ettiği kul, belalara maruz kalır ve meşgul olacağı mal ve evladı kalmaz.)
[Taberani]

(Musibetler yüzlerin karardığı günde, sahibinin yüzünü ağartır.)
[Taberani]
(Hastanın günahları, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi dökülür.) [İbni Hibban]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: "Gönderdiğim belaya sabreden, nimete şükreden, sıddıklarla beraber olur. Bunları yapmayan kendine başka Rab arasın!")
[T.Gafilin]

(Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur.)
[Buhari]

(Belayı nimet, bolluk ve rahatlığı musibet saymayan, kâmil mümin değildir. Çünkü beladan sonra bolluk, bolluktan sonra bela gelir.)
[Taberani]

(En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı nispetinde belaya maruz kalır. İmanı sağlam ise belası şiddetli, imanı zayıf ise hafif olur.)
[Tirmizi]

(Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı için kâfi gelirdi.)
[İ.Asakir]

(Baş ağrısı veya herhangi bir hastalığı sebebiyle, müminin Uhud dağı kadar günahı olsa da, hepsi affolur.)
[Taberani]

(Hak teâlâ buyurdu ki: "İzzet ve celalim hakkı için, dilediğim kulumun, malına darlık, bedenine hastalık vererek affetmedikçe dünyadan çıkarmam.")
[Ruzeyn]

(Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.)
[Hakim]

(Hak teâlâ buyurdu ki: "Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.)
[Hakim]

(Şüphe edilen altını, ateşle muayene ettikleri gibi, Allahü teâlâ insanları dert ile, bela ile imtihan eder.)
[Taberani]

(Afiyette olan, kıyamette, belaya maruz kalanlara verilen sevapların çokluğunu görünce,
"Keşke dünyada iken derilerimiz, makasla kesilseydi" diyeceklerdir.) [Tirmizi]

(Kul için Allahü teâlâ katında öyle bir derece vardır ki, ameli ile o dereceye kavuşamaz. Belaya müptela olunca, o dereceye kavuşur.)
[Ebu Nuaym]

Günahın cezası
Sual:
Ne zaman bir günah işlesem, başıma bir bela geliyor. Belaya maruz kalmak neye alamettir?
CEVAP
Günah işlemek kötüye, belaya maruz kalmak iyiye alamettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, bir kuluna hayır murat edince, günahlarının cezasını dünyada verir. Şer murat edince günahlarının cezasını kıyamete bırakır.) [Tirmizi]

(Belaya uğramış birini görünce "Bunu müptela kıldığı beladan beni koruyan ve bir çok kimseye vermediği nimeti bana veren Allah’a hamd olsun!" derse, kendine verilen nimetlere şükretmiş olur.)
[Beyheki]


 
 
 
 

 

Örtülü ve Özgür

Uzun beyaz elbisemle ve iki-üç santim uzunluğundaki siyah saçlarımla bir öğle sonrası sokakta yürüyordum ve kamyon şoforleri ıslık ve bağırmalarıyla beni rahatsız etmişlerdi. Kendimi yenilmiş hissettim. Kuaför salonundan daha şimdi çıkmıştım. Saçlarımı bir erkek gibi kestirmiştim. Kuaför kestiği her tutamdan sonra kendimi nasıl hissettiğimi soruyordu. Korkmamıştım, ama bir organımın kesiliyor olduğu hissine kapılmıştım.

Hayır; bu, herhangi bir saç kesimi değildi. Saç kestirmekten çok daha fazla şey ifade ediyordu. Saçımı kestirerek, erkeksi bir şekilde görülmeye çalışmıştım. Dişiliğimi imha etmek istemiştim. Yine de, bu, bazı erkeklerin bana bir cinsel meta olarak davranmasını engellememişti. Yanılmıştım. Problem, benim dişiliğim değildi. Problem, cinselliğim, daha doğrusu, bazı erkeklerin genetiğimden yola çıkarak bana yakıştırdıkları bir cinsellikti. Bana karşı, benim gerçekten kim olduğuma göre davranmıyor; kendilerinin beni gördükleri üzere davranıyorlardı.

Peki, ben kim olduğumu bildikten sonra, onların beni nasıl gördüklerinin önemi var mıydı? Evet, vardı. Kadınları sadece cinsel meta olarak gören erkeklerin genellikle onlara karşı saldırgan bir tavır sergilediğine, meselâ tecavüze yeltendiklerine veya dövdüklerine inanıyordum. Cinsel taciz ve saldırı, sadece korkum da değildi; aynı zamanda başıma gelmiş şeylerdi bunlar. Bir keresinde tecavüze uğramıştım. Bana saldıran erkekler yüzünden yaşadıklarım, bende öfke ve hayal kırıklığına sebep olmuştu. Bana yönelik bu şiddeti nasıl durdurabilirdim? Erkeklerin beni bir kadın olarak değil de, bir cinsel meta olarak görmelerini nasıl engelleyebilirdim? Bu ikisini eşit görmelerini nasıl durdurabilirdim? Başıma gelenlerden sonra hayata nasıl devam edebilirdim?

Yaşadıklarım, beni kimliğimle ilgili sorularla başbaşa bırakmıştı. Sadece Çin kökenli Amerikalı kadınlardan bir başkası mıydım ben? Önceleri kimliğim konusunda bir karara varmam gerektiğini düşünürdüm. Şimdi ise, kimliğimin sürekli değiştiğini farkediyordum.

ÖRTÜNME TECRÜBEM

Bu noktada özellikle eğitici olan bir tecrübem, bir gazete projesinin bir parçası olarak Crenshaw Bulvarında üç Müslüman erkekle birlikle bir Müslüman kadın olarak ‘giyinerek’ dolaştığım zaman gerçekleşti. Beyaz, uzun kollu pamuklu bir gömlek, kot, spor ayakkabısı ve Müslüman bir bayandan ödünç aldığım çiçekli ipek bir başörtüsü giyinmiştim. Kendimi sadece Müslüman kadın görünümünde görmüyor, öyle de hissediyordum. Tabiî ki, gerçekte hep mesture olmanın neler hissettirdiğini bilemezdim, çünkü İslâmî bir eğitim almamıştım.

Yine de, insanlar beni Müslüman kadın olarak algıladılar ve bir cinsel obje olarak görüp bana karşı sarkıntılıkta bulunmaya yeltenmediler. Erkeklerin bakışlarını, daha önceden olduğu gibi, üzerimde hissetmedim. Tamamen örtünmüş vaziyetteydim; yalnızca yüzüm görünüyordu. İçeride kibar bir zenci Müslüman bana ‘kardeş’ diye hitap etti ve nereden geldiğimi sordu. Ona aslen Çinli olduğumu söyledim. Hangi milletten olduğumun onlar için pek önemli olmadığını farkettim. Aramızda bir tür yakınlık vardı, çünkü beni bir Müslüman olarak görmüştü. Ona gerçeği nasıl söyleyeceğimi bilemedim, çünkü gerçekte öyle olup olmadığımdan emin değildim.

Aynı kıyafetle Afrika mücevherleri ve mobilyaları satan bir mağazaya girdim. Orada bir başka beyefendi bana Müslüman olup olmadığımı sordu. Nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden, sadece bakıp gülümsedim. Karşılık vermemeyi tercih ettim.

ÖRTÜLÜ OLMAM BAŞKALARININ BANA KARŞI TUTUMUNU DEĞİŞTİRDİ

Mağazanın dışında, birlikte olduğumuz Müslümanlardan birine, “Ben Müslüman mıyım?” diye sordum. Bana, aslında nefes alan ve teslim olan herşeyin öyle olduğunu izah etti. Müslüman olmuş olabileceğime, ama bunu bilmediğime hükmettim. Kendimi o şekilde isimlendirmemiştim henüz. İslâm hakkında, Müslüman olduğumu söyleyecek kadar bilgim yoktu. Günde beş vakit namaz kılıyor değildim, camiye gidiyor, oruç tutuyor değildim, sürekli başımı örtüyor değildim. Yine de, bütün bunlar, Müslüman olmadığım anlamına gelmezdi. Bunlar, içeride olanın dışarıya doğal yansımaları idiler.

Gördüm ki, kendi içimde nasıl olduğum, örtülü veya örtüsüz olmamla değişmiyor. Ama, örtülü olmam, başkalarının benim hakkımdaki algılamalarını değiştiriyor. Diğerleriyle olan ilişkilerinizde kendi imajınızın oluşmasını sağlıyor.

UYDURMA VE KASITLI BİR BAKIŞ AÇISI

Ben, erkeklerden saygı aradığım için, örtünmeyi bilinçli olarak seçtim. Önceleri, Kadın Araştırmaları bölümünde okuyan ve de düşünen bir kadın olarak, örtünmenin bir zulüm olduğunu savunan Batılı görüş açısını benimsemiştim. Yaşadığım bu tesettür tecrübesinden ve tesettür üzerinde daha da düşündükten sonra, bu görüşün uydurma, kasıtlı, ard niyetli bir bakış olduğu sonucuna vardım. Kadın kendisi ikna olarak ve anlayışla tesettüre yöneltildikten sonra, tesettür hiç de zulüm filan değildi.

O gün kendi tercihimle örtünmüştüm; ve, hayatımda kendimi en ziyade özgür hissettiğim tecrübe oydu. Şimdi, kadın olmanın alternatiflerini görüyorum. Giyim tarzımın, başkalarının bana karşı tavırlarını belirlediğini keşfettim. Realitenin bu olması beni üzüyor. Bu, kabul ettiğim bir realite; fethedilmektense, fethetmeyi tercih ettim. Gördüm ki, tesettür ile örttüğüm kadınlığım değil, cinselliğim idi. Cinselliğimin örtülmesi, diğerinin özgürlüğüne imkân tanıyordu.

(Bu yazı, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCLA) Müslüman Öğrenciler Derneğinin haber dergisi Al-Talib’de Ekim 1994’te yayınlandı. O tarihte Kathy Chin, üniversitenin Psikobiyoloji ve Kadın Araştırmaları bölümünün son sınıf öğrencisiydi.)

 

 

 

12/2/2005

OLUR YA UNUTURSAK

 

            
 
OLUR YA UNUTURSAK
Yağmurlu ve soğuk bir kış günü, 
yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldı.
"Eski gazeteniz var mı, bayan?" Çok işim vardı.  Önce hayır demek istedim,
ama ayaklarına gözüm ilişince sustum.  İkisinin de ayaklarında eski
sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de size kakao
yapayım." dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz
bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel ekmek de hazırladım onlara, belki
dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri.
Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve
yarıda bıraktığım işleri yapmaya koyuldum.Oturma odasında ki sessizlik
dikkatimi çekti.Bir an kafamı uzattım içeriye küçük kız elindeki boş
fincana bakıyordu. Erkek çocuğu bana döndü ve  "Bayan, siz zengin
misiniz?" diye sordu. "Zengin mi? Yo hayır!" diye cevaplarken çocuğu,
gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı
tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız ve fincan
tabaklarınız takım." dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.
Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile
etmemişlerdi, ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte birşey
yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim
patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler. Başımızı sokacak evimiz
vardı. Bir eşim vardı ve eşimin de bir işi, bunlar da fincanlarım ve
fincan tabaklarım gibi uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden
kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri
halının üzerindeydi hala. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur
ya; unutuveririm ne denli zengin olduğumu. Siz sakın unutmayın ne kadar
zengin olduğunuzu... Ben unutmayacağım.
Bu öyküye yakışan nefis bir Arap Özdeyişi: "Ayakkabım yok diye
üzülüyordum; ta ki ayaksız bir insan görene kadar."..
 
 
 

  

11/26/2005

*AYIN GÜLE SERENADI*

 

 

 

 AYIN GÜLE SERENADI

 

 

 

l

ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan

hatırla bülbüllerin divane olduğunu

 

dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş

önce anlayamamış ona ne olduğunu

 

gönderince kalbime ışığını bu gece

bildim bütün aşkların bahane olduğunu

 

şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim

şaşırdım ayın kime pervane olduğunu

 

ll

rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım

bal rengine boyuyor yolları senin için

 

dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından

aydınlığa çekiyor kulları senin için

 

misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman

sim-ü zerle süslüyor kumları senin için

 

senin için ırmağa karışıyor denizler

can meyvesi kırıyor dalları senin için

 

lll

bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm

uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm

 

Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten

güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm

 

yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından

ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm

 

bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber

seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm

 

Free web stats 

                                                                                                                                                       

11/15/2005

WELCOME

 

FON MÜZİĞİ OLAN _MİRAÇ_ ŞİİRİNİN ASLINI DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN 
 

 
"Allah diyen aslan"
izlemek için >>tıklayın<<
 
 
 
  
 
 
 
NAMAZ BAHANELERİNDEN YALNIZCA BİRİ:BENİM KALBİM TEMİZ!!!
 
ŞİMDİYE KADAR HİÇ ZAMANI GELMEDİ DEĞİL Mİ???
HEP BİR BAHANE ÇIKTI....
AMA O BEKLENEN "SON AN" GELİNCE NOLCAK?
ŞU GEÇİCİ 60-70 YILLIK ÖMRÜ
 (O BİLE MEÇHUL) 
 SINIRSIZ NİMETLERELE DONATILMIŞ
 "EBEDİ"
HAYATA TERCİH EDİYORUZ!!!
DİLE ÇOK KOLAY AMA "EBEDİ".....
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 __NUR ALEMİ__
 
>>>>HİZMET...NİMETTİR<<<<
 
 
 
 
 
BU SPACEDE BULUNAN BAZI YAZILAR 
BİRŞEYLERE VESİLE OLMASI NİYETİYLE YAYINLANMIŞTIR...
ZİYARETÇİ DEFTERİME NOT BIRAKMASANIZ DA LÜTFEN YAZILARI OKUMADAN GEÇMEYİN...
 
 
 
 
YIKMAYA DEĞİL,YAPMAYA ÇALIŞIN...!!!
 
 
 
İSLAMİYET
GÜNEŞ GİBİDİR,ÜFLEMEKLE SÖNMEZ
GÜNDÜZ GİBİDİR,GÖZ YUMMAKLA GECE OLMAZ
 
GÖZÜNÜ YUMAN YALNIZ
KENDİNE
GECE YAPAR
 
 
 
 
 
 
 
 

Free web stats

 
Free web stats

şuuraltı inançlarımız

 

 

Şuuraltı İnançlarımız


   Çoğumuz, ağır hasta veya komadaki insanlara şahid olmuştur. Bazen bu kimseler o halde iken bir şeyler sayıklayabilirler. Bu bazen bir isim, bazen bir yer, bazen de başka bir şey olabilir. hasta halde iken söylenilen ve tekrar edilen bu şeyler kısaca şuuraltına yerleşmiş    şeylerdir. Yani kişinin normal hayatında en çok düşündüğü, konuştuğu, üzerinde durduğu kısaca onunla yatıp-kalktığı şeylerdir. Hatta şuuru yerinde olmadığı bir zamanda bile bu şeyler dudaklarından dökülebilir. Ayrıca rüyalarda bir şuuraltı alemi olarak tanımlanabilir.

   Bir hadise ile konuyu daha iyi anlamaya çalışalım. Birisinden dinlemiştim: çok şiddetli bir kaza geçirip yanmış fakat ölmemiş birisi hastanede komada iken, yanındakiler onun aralıklı olarak "öğretmenim" dediğini duymuşlar ve bir anlam verememişler. Araştırılıp sorulduğunda, çok erken yaşlarda tanıdığı ve hayatında önemli bir yeri olan bir öğrtmeni olduğu anlaşılıyor.

     Bu hadisede de görüldüğü gibi kişi normal hayattayken devamlı düşündüğü, onu konuştuğu ve örnek almaya çalıştığı bir öğretmenini farkında olmadan şuuraltında önemli bir yere koymuş olmaktadır. Baygın halde veya komada iken ve daha çok da rüyada bu şuuraltı ortaya çıkar.

    Şimdi ise şu satırlara dikkat edelim:
"İnsan kabre şuuraltıyla girer. Bundan dolayı orada kendisine ne yarayacaksa onları şuuraltına koymalı. Ahirette şuuraltına koyduğumuz şeylere göre hakkımızda cereyan eder."

    O halde biz insanlar neden şuuraltımızı neden böyle boş şeylerle dolduruyoruz.. neden biz bu gibi şeyleri çok düşünüyor, çok konuşup da onların şuuraltılarımız olmasını sağlıyoruz. Bu sorunun cevabı herhalde insanın gafleti olarak cevaplandırılabilir. Akıllı insan ise kendine faydalı olanla meşgul olur ve hep onu düşünür ve onu konuşur ve o hedefe varmaya çalışır.

    Zaten bundan dolayı da yüce kitabımız defalarca bize "Ey iman edenler Allahı çokça anın" hedefini göstermiyor mu? Asrın büyük bir alimi de şöyle demiyor mu "La ilahe illallah"hakikati kalbe çok işlettirilmeli" Bu ve buna benzer bütün prensipler bizim şuuraltımızı kabirde ve ahirette işimize yarayacak şeylerle doldurmamız için bir tavsiyedir.

    Buraya kadar olan şeyleri düşündüğümüzde peygamber efendimizin (sav) hayatının her anını dua ederek geçirmesini çok daha iyi anlıyoruz. Zira bu kadar çok dua, bu kadar çok zikir, Cenab-ı Allah'ı şuuraltına yerleştirme gayretidir. Efendimizin yolunu takip eden alimlerin, velilerin da bizlere bol bol dua tavsiyeleri dua kitaplarını göstermeleri herhalde şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bunlar şuuraltını kabirde ve ahirette işimize yarayacak şeylerle doldurma gayretidir. Bu istikamette gayret gösterenlere ne mutlu!

 

A. Said Tunçpınar

 

 

msn space için

  • TWEAK UI POWER TOY

    MSN ALANINDA YAZI, ÇERÇEVE ARKA PLAN GÖRÜNÜMÜNÜ DEĞİŞTİRME


    Önce Alanımızı düzenlemek için sayfamıza giriş yapıyoruz

    Adres çubuğunda yazan adresin sonuna

    &powertoy=tweakomatic yazısını ekliyorsunuz ve "enter" 'a tıklıyorsunuz

    Sayfa yenilendikten sonra

    Ayarlar bölümünden "Costumuze" yi seçin

    Ordan "Modules" i seçin

    Listedeki Tweakotomatic seçeneğinin yanındaki "add" yazısına tıklayın

    Kaydedip çıkın

          TWEAK IN KULLANIMI HAKKINDA GÖRÜNTÜLÜ BİLGİ ALMAK İÇİN "BURAYI" TIKLAYIN

          TWEAK A GİRECEĞİNİZ RENK KODLARI İÇİN "BURAYI "TIKLAYIN..

 



  • MSN ALANINIZDA HTML KODLARINI KULLANILABİLİR DURUMA GETİRMEK İSTER MİSİNİZ?

    MSN Alanınıza (MSN Spaces), aşağıda sıralacağım adımları takip ederek her türlü HTML kodunu girebilirsiniz

    a) Öncelikle alanınıza girdikten sonra sayfanızı düzenleyebildiğiniz ana sayfanın adresinin (linkinin) yanına &powertoy=sandbox kodunu yazın ve ardından Enter tuşuna basın.
    b) Sayfa yenilendikten sonra sayfanın sağ tarafında bulunan, önceden de aşina olduğunuz Customize tuşuna tıklayın.
    c) Bu aşamadan sonra sayfanın sol tarafında bulunan Modules butonuna tıklayın ve açılacak olan pencereden Power Toy: Custom HTML yazısının yanında bulunan Add yazısına tıklayın.
    d) Bu aşamadan sonra sayfanın sağ tarafında bulunan Save butonuna tıklarsanız aşağıda görmüş olduğunuz, her türlü HTML kodunu girebileceğiniz pencere ana düzenleme sayfanızda belirecektir.
 
  • MSN ALANINIZDA MÜZİK DİNLETTİRMEK YADA VİDEO SEYRETTİRMEK İSTER MİSİNİZ?

    MSN Alanınıza (MSN Spaces), aşağıda sıralanan adımları takip ederek küçük boyutlu bir Windows Media Player koyarak istediğiniz videoları görüntüleyebilir veya şarkıları dinletebilirsiniz.

    a) Öncelikle alanınıza girdikten sonra sayfanızı düzenleyebildiğiniz ana sayfanın adresinin (linkinin) yanına &powertoy=musicvideo kodunu yazın ve ardından Enter tuşuna basın.
    b) Sayfa yenilendikten sonra sayfanın sağ tarafında bulunan,"Customize" tuşuna tıklayın.
    c) Bu aşamadan sonra sayfanın sol tarafında bulunan "Modüles" butonuna tıklayın ve açılacak olan pencereden "Power Toy: Windows Media Player" yazısının yanında bulunan "Add" yazısına tıklayın.
    d) Bu aşamadan sonra sayfanın sağ tarafında bulunan "Save" butonuna tıklarsanız oluşturmuş olduğunuz Windows Media Player’ın ayar penceresiyle karşılaşacaksınız.
    e) Bu aşamada ise URL yazan kısma aşağıda belirtilmiş uzantılardan birine sahip görüntülemek istediğiniz video veya dinletmek istediğiniz parçanın linkini yazın ve ardından "Save" tuşuna basın.

    ***Önemli Not:Windows Media Player’ın desteklediği uzantılar şu şekilde; wav, avi, wma, wmv, mpg, mpeg, mp3
    bu uzantılardan başka uzantı desteklemez.

    not:daha fazla bilgi için
    http://spaces.msn.com/members/ygt alanına bakabilirsiniz



  • 5) MSN ALANINIZA ZİYARETÇİ DEFTERİ EKLEMEK İSTER MİSİNİZ?

    Aslında bunu yapmak sandığınızdan çok daha basit;
    Öncelikle alanınızda (blog bölümünde), herhangi bir başlık (Ziyaretçi Defteri gibi) ismi girerek, altına da açıklamanızı yazarak;(örneğin:Kişisel sayfam hakkındaki görüşlerinizi yazarsanız sevinirim) sayfanızda yeni bir yazı oluşturun.Bu işlemi gerçekleştirdikten sonra sayfanızın sağ üst köşesinde "Sign Out" isimli tuşun yanında bulunan "Preview My Space" yazısına tıklayın.Az önce oluşturmuş olduğunuz yazınızın sonunda bulunan alt kısma dikkat ederseniz, "Permalink" isimli tıklanabilir bir yazı göreceksiniz. Buraya tıklayarak karşınıza çıkan linki kaydedin,(bu linki daha sonra kullanacağız).Daha sonra tekrar sayfanın sağ üst kısmında bulunan "Sign Out" tuşu altında görebileceğiniz "Edit My Space" yazısına tıklayın.Bir sonraki aşamada sayfanızın yukarı kısmında, sayfa başlığınızın alt kısmında sıralanmış olan Home,Profile,Blog,Photos,Lists,Music başlıklarından "Lists"e girip yeni bir liste oluşturmak için "Create A List" yazısına tıklayın ve oluşturacağınız ziyaretçi defterinize vermek istediğiniz ismi girin.Bu adımdan sonra listenizi yaratıp, yönlendirileceğiniz sayfanın sol üst kısımlarında bulunan "Add Item" isimli yazıya tıklayın. Bunu yaptıktan sonra bu yazının altında üç tane kutucuk çıkacak bunlardan ilkine "Ziyaretçi defterime ulaşamak için buraya tıklayın" benzeri bir yazı yazdıktan sonra ikinci kutucuğa, "Permalink"e tıkladıktan sonra kaydetmiş olduğunuz linki yazın.Üçüncu kutucuğu ise boş bıraktıktan sonra, kutucukların yanındaki tuşu kullanarak liste oluşturma işlemini tamamlayın.Bu adımdan sonra yukarıda nerede olduğunu belirtmiş olduğum "Home" linkine tıklayarak oluşturmuş olduğunuz "Ziyaretçi Defteri"ni görebilir ve sayfanızda (sürükle bırak yöntemini kullanarak) istediğiniz yere yerleştirebilirsiniz. En son aşamada ise yapılan değişiklikleri yine sağ üst taraflarda bulunan "Save" ("Sign Out" tulu hizasında aşağılara doğru bir yerde bulunuyor) tuşuna basarak kaydedin.Böylelikle artık sizin de bir ziyaretçi defteriniz olmuş oldu.


    • 7) MSN ALANINDA WİNDOWS MEDIA PLAYER'I KULLANMADAN MÜZİK DİNLETTİRMEK


      MSN Alanınızda Media Player'sız Müzik Çalmak

      Bunu HTML kodlarından olan <img> kodunu amacının dışında kullanarak yapmak mümkün. Aşağıdaki kodu, sayfanıza yazı yazmakta kullanıdığınız alanda <HTML> tuşuna bastıktan sonra ilgili yere yazın ve daha sonra Parçanın Linkini Buraya Yerleştirin kısmını dinletmek istediğiniz parçanın linkiyle değiştirerek ve de istiyorsanız bunun dışında yazmak istediğiniz yazıları yazarak "Publish Entry" tuşuna basın.


      Girilmesi gereken kod;

      <img height=0 loop=infinite dynsrc="Parçanın Linkini Buraya yerleştirin" width=0>


      Bir örnek verecek olursak;

      <img height=0 loop=infinite dynsrc="http://spaces.msn.com/members/ygt/örnek.mp3" width=0>

      Bu aşamadan sonra ilgili linkteki parça sayfaya girildiğinde çalmaya başlayacak. Yalnız burada dikkat etmeniz gereken bir husus var ki o da; siz yeni giriler girip parça linkinin bulunduğu yazınız aşağılara düştükçe, parçanızın o bölüm görüntülenmeden çalmayacağı.


    9) MSN ALANINDAN KAYDIRMA ÇUBUĞU (SCROLLBAR) NASIL KULLANILIR?

    MSN Alanınız İçinde Scrollbar Kullanımı

    Bu yazımda MSN alanınızda kullanılabileceğiniz "scrollbar"ların yapımı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Öncelikle aşağıda kullanacağımız tüm kodların giri girilen yerdeki <HTML> yazısına bastıktan sonra çıkacak alana yazılacağını belirtelim. Kodumuz aynen şu şekilde;


    <P><div style="border-right:black 2px solid;border-top:black 2px solid;scrollbar-face-color:orange;

    font-size:8pt;scrollbar-highlight-color:blue;overflow:auto;border-left:black 2px solid;width:

    370px;scrollbar-shadow-color:blue;scrollbar-arrow-color:sand;border-bottom:

    black 2px solid;font-family:ariel;scrollbar-darkshadow-color:black;height:200px; background-color:blue; color:orange">



    Yukarıdaki kodlar size siyah sınırları olan, turuncu kaydırma çubuğu ve yazısı olan,mavi arka plana sahip bir scrollbar yaratacaktır. Şu an bunların yazıyor olduğu kısıma ise bu scrollbar içine yazmak istediğiniz yazıları yazacaksınız

    </div></P>


    Yukarıdaki kodlara bakarsanız kalın olarak yazılmış İngilizce renk kodlarını göreceksiniz. Bu kodlardan "black" sınır çizgilerinin rengini belirtirken, "blue" scrollbarın arka plan rengini, "orange" ise yazı ve yazı ve kaydırma çubuğu rengini belirliyor. Bu renkleri yine İngilizce renk isimleriyle değiştirerek istediğiniz renkte scrollbarlar elde edebilirsiniz.

    Kodlarda dikkatinizi çekecek diğer bir nokta ise turuncu ve yeşil renkte olan kısımlar. Turuncu kısımdaki sayıyı değiştirerek scrollbar genişliğini ayarlayabilirken, yeşil kısımdaki sayıyı değiştirerek scrollbar uzunluğunu belirleyebilirsiniz.



    • 10) MSN ALANINA SAYAÇ EKLEME


      Sitenize Sayaç

      Eğer sizde sitenizi ziyaret eden ziyaretçi sayısı merak edenlerdenseniz, artık bu merakınıza bir son verebilirsiniz.
      www.easy-hit-counters.com adresi altında bulunan siteye kayıt olarak onlarca çeşit sayaç arasından sitenizde kullanmak istediğiniz sayacı seçebilir, sitenin size verdiği kaynak kodları kullanarak bu sayacı sayfanıza kolaylıkla ekleyebilirsiniz.

       

    HANGİ HASTALIĞA HANGİ YİYECEKLER

     

     

    Hangi Hastalığa Hangi Yiyecekler?

    Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa`nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.

    GRİP
    Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.
    Tarçın: (Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.
    Hardal: ( İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.
    Nane: (İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir.

    DEPRESYON
    Avokado: ( Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)
    Çikolata: ( Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır.
    İstiridye: ( İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)
    Patates: ( Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.

    İDRAR YOLLARI
    Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobunakarşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz.
    Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir.
    Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir.

    ALERJİ
    Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak,kanseri önler. Bir kayısı ne kadar parlaksa, içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum, gırtlak yanmalarını engeller. Kuru kayısıya rengi bozulmasın diye eklenen sülfür dioksit, astım gibi alerjilere iyi gelir.

    HEMOROİD (BASUR)
    Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat! Ancak fazlası basur için tehlikelidir.)
    KARIN AĞRISI
    Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser.
    DİŞ
    Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.
    Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin.
    Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin.
    Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız,kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin.
    Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar.

    TANSİYON
    Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler. Sağlıklı kan hücreleri için gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir.
    Tahıl: Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor. Bu sayede kanın damarlardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler.
    Un: Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir.
    Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, cilt ve keskin gözler için gerekli olan A vitamini açısından zengindir. Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir.

    SİNDİRİM SORUNLARI
    Arpa: İçerdiği kalsiyum ve potasyum gibi mineraller ile B vitamini vücuda direnç kazandırır.Ayrıca ABD`deki bir araştırma, 6 ay boyunca her gün arpa ürünü şeylerin yenmesinin kolesterol oranını yüzde 15 düşürdüğünü kanıtladı.
    Yoğurt: Günde 150 gram yoğurt vücudun bir günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar. Meyvalı yoğurtlara 3 çay kaşığı şeker eklendiği için şeker oranları daha yüksektir. Yoğurttaki potasyum, kan basıncı ve kalp atışlarını düzenler. Midenin yiyecekleri düzenli olarak öğütmesini sağlar...

    KİLO KAYBI
    Çikolatalı puding: Bu sayede vücuttaki kan istediği protein ve mineralleri alır. İngiliz Sağlık Bakanlığı, kilo kaybı yaşayanların günde 3 kez 1 hafta boyunca puding yemesini tavsiye ediyor.
    Peynir: 100 gramında 78 kalori bulunuyor.
    Yumurta: Günde 2 yumurta kadınların günlük protein ihtiyacının 4`te 1`ini, erkeğin ise 5`te birini karşılar. A,D,E ve B vitaminleri içeren yumurtadaki selenyum maddesi, bebeklerde sindirim sorunlarını çözer, yetişkinleri de kansere karşı korur.
    Dondurma: Günde 2 top vanilyalı dondurma yemek, insan vücudunun günlük protein ihtiyacının yüzde 20`sini karşılar.
    Salam: B vitamini, demir, sodyum ve potasyum deposudur.

    MENOPOZ
    Nohut: Sebze hormonu "fitoöstrojen" içerir. Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarından birisidir.
    Kola: Kafein vücudun yorgunluğunu alır ve konsantrasyonu sağlar.
    Üzüm: İçerdiği "elajik" asit sayesinde menopozun neden olduğu kemik erimesine karşı korur. Kandaki östrojen seviyesini yükselterek de menopoz semptomlarını en aza indirir.
    Kuru erik: Sadece iki-üç adet yemek dahi vücudun ihtiyacı olan antioksidanları karşılar. İdrar yolları kaslarını rahatlatır. Bu da kolon kanserine karşı korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum içerir. İçerdiği yüksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz dönemindeki kadınlarda östrojen seviyesini dengede tutar.
    Tatlı patates: Adrenal salgılayan bezleri güçlendirerek vücuda enerji sağlar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit içerir.

    ROMATİZMA
    Enginar:Vücuttaki zehiri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir.
    Domates:C vitamini boldur.
    Tahıl: İçerdiği doğal kimyasallar, romatizmanın yol açtığı eklem yanmaları ve romatizmal ağrıları hafifletir.
    Kekik:Timol adı verilen bir tür doğal yağ, vücuttaki diğer yağların parçalanmalarını sağlar. Kekik yağı banyoda sürüldüğü zaman romatizma ağrılarını büyük oranda azaltır.
    Zencefil: Uyarıcı etkileri kan damarlarını genişletip kan dolaşımını artırarak romatizma ağrıları ve yanmaları yok eder.

    SİSTİT
    Kuşkonmaz:Folik asit, C ve E vitaminleri içerir. Yenilen besinlerin vücuttaki zehirli kalıntılarını atmayı sağlar. Karaciğer ve böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır, destekler. Bu nedenle doktorlar, sistit hastalarının mutlaka kuşkonmaz yemeleri gerektiğini söylüyor.

    KANSIZLIK
    Hurma:Türüne göre değişse de hurmaların birçoğu yüksek oranda demir içerir. Besin değeri yüksek ve önemli bir enerji kaynağıdırlar. Doğal müshil etkisine sahiptir. Kurutulmuş olanlarına göre daha yüksek oranda su ve daha düşük kalori içerir.

    İDRAR VE BÖBREK
    Pancar:Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını destekler.
    Kavun:Orta boy bir kavunun yarısı, günlük C vitamini ihtiyacını tamamen karşılar. A vitamini ve betakaroten içerir. Bunlar antioksidan, yani vücudu temizleyici etkiye sahiptir. Böbrekleri rahatlatır. Yüksek miktarda su ve düşük miktarda kalori içerir.

    DİYABET
    Kuru fasulye: Lif açısından zengin bir besindir. Bu da diyabet riskini büyük oranda azaltır.İçerdiği karbonhidratları vücudun şekere dönüştürmesi uzun sürer.
    Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, potasyum, fosfor ve magnezyum içerir. Çözünebilir lif içermesi sayesinde kandaki kolesterol oranını düşürür. Bu nedenle diyabet ve kalp hastaları için kaçınılmaz bir besindir.

    BAŞ AĞRISI
    Nane: Nane çayı baş ağrılarını dindirmek için birebirdir. İçerdiği mentol ve mentol doğal yağları sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir.
    Biberiye:Kimyasal içerikleri sayesinde doğal bir ağrı kesici görevi görür.
    Çikolata: Doğal antidepresan özelliği vardır. Çikolata magnezyum ve demir içerir. Sinirleri gevşetici özelliği sayesinde baş ağrısını dindirir.

    VÜCUT SU TUTMUŞSA
    Kuş üzümü: 100 gramı günlük C vitamini ihtiyacının tam 3 katını karşılar. Antibakteriyel ve yanmayı önleyici etkileri vardır. Zengin potasyum ve düşük tuz içeriği, dehidratasyonu olanlar için önemli bir doğal ilaçtır.
    Kabak: 100 gram kabak günlük folik asit ihtiyacının 4`te birini karşılar. Yüksek orandaki potasyum sıvı-tuz dengesini sağlar.
    Tahıl: İdrar yollarını açıcı, çalıştırıcı ve rahatlatıcı etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsızlığı bulunanların mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatıcı özelliği vardır.

    EĞER MİDENİZ RAHATSIZSA

    Tarçın:Mide yanmalarını ve kusma hissini alır.
    Hindistan cevizi: Sütlü içeceklere eklendiği zaman mideyi gevşetici ve gazını alıcı bir etki yaratır. Mide bulantılarını önler.
    Lahana: Mayalanma sırasında laktik asit üretir. Bu da sindirim sistemindeki zararlı bakterileri öldürerek sindirime yardımcı olur.

    GUT (DAMLA HASTALIĞI)
    Hamsi:Omega-3 yağı açısından çok zengindir. Kolesterol seviyesini düşürür. Kanın pıhtılaşmasını önleyerek damar tıkanıklığı, kalp krizi ve dolayısıyla da felç geçirme riskini düşürür. Haftada en az 1 kez yemek gerekir. Kalp hastaları için bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalıdır.

    ADET SANCISI
    Muz:İçerdiği yüksek oranda B6 vitamini sayesinde kadınların adet dönemi sancılarını büyük oranda azaltır. Doğal bir ağrı kesici gibidir.
    Tarçın:Koli basilinin üremesini önler. Limon çayına balla birlikte eklenerek içildiğinde hem nezlenin yol açtığı boğaz ağrılarına hem de adet dönemi sancılarına iyi gelir.

    HAMİLELİK
    Enginar:Bol miktarda folik asit ve potasyum içerir. Düşük yağ oranı, sindirimi kolaylaştırıcı etkisi, antioksidan özellikleri sayesinde anne adayı ve bebeğin sağlığına önemli faydaları vardır.
    Böğürtlen:E vitamini içerir. Vücuttaki zararlı besin atıklarının temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur. Cenini korur.

    ÇÖLYAK HASTALIĞI
    Kestane: Önemli bir enerji kaynağıdır. Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları için buğday içermeyen un kaynağı olabilir. E ve B6 vitaminleri içerir. yağ oranları düşüktür.

    TİROİD
    Midye:Omega-3 yağı açısından zengin bir besin kaynağıdır. İçerdiği selenyum minerali tiroit bezlerinin normal işleyişi için gereklidir.

    ASTIM
    Soğan:Sarımsakla birlikte enfeksiyonlarla mücadele eder. Kükürt bileşimleri atardamarların zarar görmesini önler. Soğan; kemik erimesine de iyi geliyor.

    STRES
    Mayan kökü:Antivirüs etkisi vardır. Karaciğeri korur. Adrenalin salgılanmasını dengeler. Stresle başa çıkabilmek için gerekli olan kortizol hormonunu salgılatır.

    ÜLSER
    Lahana:Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Kırmızı lahana vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir. Kanseri önleyici etkiye sahiptir.Çiğ olarak salatalara katılması tavsiye edilir.

    KEMİK ERİMESİ
    Kayısı:Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içerir.
    Süt:Kalsiyum, protein, B2-A-E-D vitaminleri, folik asit, fosfor ve demir kaynağıdır. Kalsiyum, D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve dişleri güçlendirmek için çalışır. Bunların eksikliği kemikleri eritir.

    ARAÇ TUTMASI
    Zencefil: Sindirime yardımcı olur. Mide bulantısını giderir. Enerjinizi artırır. Seyahatin ve otomobilde uzun süre gitmenin yol açtığı bulantı ve rahatsızlıkları azaltır.

    CİLT SORUNLARI
    Papatya:Bitkisel yağ ve kimyasallar içerir. Çay olarak içildiğinde sindirime yardımcı olur, karın ağrılarını dindirir. Sıcak bir banyonun ardından hazırlanacak papatya çayı torbaları, egzamanın neden olduğu kaşıntı ve yanmaları alır.

    Acı pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini içerir. Capsantin adlı kimyasal madde zona hastalığının neden olduğu ağrıları dindirmek için yapılan kremlerde kullanılır.

    Portakal suyu:Bir bardak portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacınızın tamamını karşılar. İçindeki potasyum vücudun su dengesini korur; cildin kurumasını, kırışıklıkların meydana gelmesi önler.

    Portakal yağı:Susam yağıyla karıştırılarak kullanıldığında iyi bir cilt yağı elde edilir.Ayrıca;selülitli bölgelere portakal yağıyla masaj yapılması tavsiye edilir.


    KANSER
    Kayısı:Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir. Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.
    Tahıllar:Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır. Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.
    Fasulye:Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir. B vitamini de seks hormonlarını kuvvetlendirir.
    Pancar:Demir ve folik asit açısından zengin olan pancar eski çağlardan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar pancar suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor.
    Lahana:Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesi içerir.
    Havuç:Tam 40 araştırma havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel nedeni betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.
    Nohut:Yağ düzeyi düşük olan ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır, manganez, betakaroten ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur.
    İncir:Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur. Eski çağlarda kanserli hücrelerin tedavisinde kullanılan incir, modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak öneriliyor.
    Sarımsak:Bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kansere, yüksek kolesterole, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır.
    Fındık:Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.
    Mercimek:B vitamini, demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum içerir. Lifli özelliği kandaki kolesterol oranını düşürür, şeker ve kalp hastaları için yararlıdır.
    Zeytinyağı:İçindeki omega yağ asitleri, kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.
    Soğan:Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçerdiği allicin ve sülfür; mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı, peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir.
    Şeftali:Teki bile insanın C vitamini ihtiyacının yüzde 50,sini karşılayabilir. Sindirimi kolaydır. Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir. Bir tanesinde 33 kalori vardır.
    Pirinç:Pirinç mükemmel bir enerji kaynağıdır. E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu olan pirinç, kolesterolü düşürerek kalp krizi riskini de azaltır.
    Çilek:Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit adı verilen kansersavan bir maddeyi de içerir.
    Domates:Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.


    BAĞIRSAK
    Elma:Protein, vitamin ve doğal kimyasallar sayesinde sindirime yardımcı olur. Sindirimi kolaylaştırır. Bağırsak sorunları çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici besin olarak nitelenirler.

    _FARZLAR_(54 VE 32)

     

     

    ___54 farz__

    1- Allah'ı daima zikretmek.
    2- Helal kazanılmış elbise giymek
    3- Abdest almak.
    4- Beş vakit namaz kılmak.
    5- Cünüplükten gusletmek.
    6- Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek.
    7- Helalden yeyip içmek.
    8- Allah'ın taksimine kanaat etmek.
    9- Tevekkül etmek.
    10- Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak.
    11- Nimete karşılık şükretmek.
    12- Belaya sabretmek.
    13- Günahlara tevbe etmek.
    14- İbadetleri ihlas ile yapmak.
    15- Şeytanı düşman bilmek.
    16- Kur'an-ı delil tanımak.
    17- Ölüme hazırlıklı olmak.
    18- İyiliği emredip kötülükten alıkoymak.
    19- Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek.
    20- Anaya-babaya iyilik ve itaat etmek.
    21- Akrabayı ziyaret etmek.
    22- Emanete hıyaret etmemek.
    23- Dinin kabul etmiyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek.
    24- Allah ve Rasulüne itaat etmek.
    25- Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak.
    26- Allah için sevmek, Allah için buğz etmek.
    27- Her şeye ibretle bakmak.
    28- Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaratılışdaki gayeyi düşünmek)
    29- İlim öğrenmeye çalışmak
    30- Kötü zandan sakınmak
    31- İstihza (alay) etmemek
    32- Harama bakmamak
    33- Daima doğru olmak
    34- Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek
    35- Sihir yapmamak
    36- Ölçü ve terazisini doğru tartmak
    37- Allah'ın azabından korkmak
    38- Bir günlük nafakası (yiyeceği-içeceği) olmayana sadaka vermek
    39- Allah'ın rahmetinden ümid kesmemek
    40- Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak
    41- İçki kullanmamak
    42- Allah'a ve mü'minlere su-i zan etmekten sakınmak
    43- Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak
    44- Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsi mukarenette bulunmamak
    45- Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak
    46- Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek
    47- Kibirlilik etmemek
    48- Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak
    49- Beş vakit namazı muhafaza etmek
    50- Zulm ile halkın malını yememek
    51- Allah'a şirk (ortak) koşmamak
    52- Riyadan (gösterişten) sakınmak
    53- Yalan yere yemin etmemek
    54- Verdiği sadakayı başa kakmamak

     

    ___32 farz___

    İMANIN ŞARTLARI
    1- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak.
    2- Allah'ın meleklerine inanmak.
    3- Allah'ın kitablarına inanmak.
    4- Allah'ın peygamberlerine inanmak.
    5- Ahiret gününe inanmak.
    6- Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah (Celle Celâlühû) olduğuna inanmak.

     

    İSLAMIN ŞARTLARI
    1- Kelime-i şehadet getirmek.
    2- Namaz kılmak.
    3- Oruç tutmak.
    4- Zekat vermek.
    5- Haccetmek.

     

    ABDESTİN FARZLARI
    1- Yüzünü yıkamak.
    2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak.
    3- Başının dörtte birini meshetmek.
    4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.

     

    GUSLÜN FARZLARI
    1- Ağzına su vermek.
    2- Burnuna su vermek.
    3- Bütün bedenini yıkamak.

     

    TEYEMMÜMÜN FARZLARI
    1- Niyet.
    2- İki darb ve mesih.

     

    NAMAZIN FARZLARI
    Dışında olanlar:
    1- Hadesten taharet
    2- Necasetten taharet
    3- Setr-i avret
    4- İstikbal-i Kıble
    5- Vakit
    6- Niyet

    İçinde olanlar:
    1- İftitah tekbiri
    2- Kıyam
    3- Kırâet
    4- Rükû
    5- Secde
    6- Kaide-i ahire.

     

    *_VİTAMİNLER_*

     

    Daha güçlü kemikler için D vitamini

    D vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. İki şekilde bulunur. Aktif ergosterol, kalsiferol ve D2 vitamini gibi adlarla da bilinen ergokalsiferol ışınlanmış mayalarda bulunur. Aktif 7-dehidrokolesterol ve D3 vitamini gibi adlarla da anılan kolesalsiferol ise insan derisinde güneş ışığı ile temas sonucu meydana gelir ve daha çok balık yağında ve yumurta sarısında bulunur. Isıya ve pişirmeye karşı dayanıklıdır.

    yararları

    İnce barsaklardan kalsiyum ve fosforun emilimini düzenleyerek kemik büyümesi, sertleşmesi ve tamiri üzerinde etkili olur. Raşitizmi önler. Böbrek hastalıklarında düşük kan kalsiyumu seviyesini düzenler. Postoperatif kas kasılmalarını önler. Kalsiyumla birlikte kemik gelişimini kontrol eder. Bebekler ve çocuklarda kemik ve dişlerin normal gelişme ve büyümesini sağlar. Güneş ışığı bakımından yetersiz bölgelerde yaşayan çocuklar. Yetersiz gıda alan ve fazla kalori yakan kişiler, 55 yaşın üzerindekiler, özellikle menapoz sonrası kadınlar, emziren ve hamile kadınlar, alkol veya uyuşturucu kullananlar, kronik hastalığı olanlar, uzun süredir stress altında olanlar, yakın geçmişte ameliyat geçirmiş olanlar, mide-barsak kanalının bir kısmı ameliyat ile alınmış olanlar, ağır yaralanma ve yanığı olan kişilerin D vitaminine özellikle ihtiyaçları vardır.

    Hangi besinlerde bulunur?

    Süt ve süt ürünleri.

    Günlük ihtiyacınız nedir?

    Kadın ve erkeklerde her gün alınması gereken en az doz 200 ünitedir. Düzenli süt içenler ya da süt ürünleri tüketenlerin yeterince D vitamini aldığı söylenebilir. Ayrıca vücut güneş ışınlarına maruz kaldığında, kendisi de D vitamini üretir. Yaşlılıkta kemiklerin zayıflamasına (osteoporoz) karşı, günde 400-800 ünite kadar D vitamini takviyesi alınması yararlı olmaktadır.

    Mcg olarak ise ihtiyaç dozları şöyledir:
    0-6 ay: 7,5 mcg
    6-12 ay: 10 mcg
    1-10 yaş: 10 mcg
    11-18 yaş: 10 mcg
    19-24 yaş: 10 mcg
    25 yaş üstü:5 mcg
    Hamileler: 10 mcg
    Emzirenler: 10 mcg

    Eksikliği nelere yol açar?

    Raşitizm:(Çocuklarda D vitamini eksikliği ile oluşan hastalık)Çarpık bacaklar, kemik veya eklem yerlerinde deformasyonlar, diş gelişiminde gerilik, kaslarda zayıflık, yorgunluk, bitkinlik.
    Osteomalazi (yetişkinlerde D vitamini eksikliği ile oluşan hastalık) kaburga kemiklerinde,omurganın alt kısmında, leğen kemiğinde, bacaklarda ağrı, kas zayıflığı ve spazmları, çabuk kırılan kemikler.

    Fazlasının zararları

    Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir. Uzun süreli doz aşımı yüksek kan basıncı, mide bulantısı ve kusma, düzensiz kalp atışı, karın ağrısı, iştah kaybı, zihinsel ve fiziksel gelişme geriliği, damar sertliğine eğilim, böbrek hasarlarına yol açabilir. Günde bir litreden fazla süt içen ya da buna yakın süt ürünü tüketen kişilerin ayrıca D vitamini almaları risk yaratabilir. Günde 1000 üniteye kadar D vitamini alınması güvenli olarak nitelendirilirken, günde 5 bin üniteden fazla alınması halinde böbrekler ve kalpte hasar riski doğabilir.

    Çocuklardaki eksikliği

    Kemiklerde kalsiyum ve fosfor dengesini düzenler. Huzursuzluk, baş terlemesi, kaşıntı, uyku bozuklukları, ileriki aşamalarda kas güçsüzlüğü (Özellikle karında kurbağ karnı), kafatasında yumuşama, asimetri, büyümüş bıngıldak, kafatası büyüklüğü ve geciken bıngıldak kapanması , dişlerin geç çıkması, diş çürümeleri, diş minesi bozuklukları, kaburgalarda kemik - kıkırdak bileşiminde raşitik tesbih taneleri, güvercin göğüsü, harrison oluğu, uzun kemiklerin bükülmesi, kemiklerde çabuk kırılmalar sırt kemiğinde eğrilikler, kalça kemiğinde deformiteler görülebilir. En büyük sebebi yetersiz alınım ve az güneşlenmedir.

    D vitamini eksikliğinden korunmak için 1 yaşına kadar günde 400-800 ünite Vitamin-D, 2 yaşın sonuna kadar günde 0,25 mg flor, 3 yaşın sonuna kadar günde 0,5 mg flor verilir. (Eğer içme suyunda flor 0,3 mg/lt den fazla ise ek olarak flor verilmez.


     

    Enerji dolu bir gün için B2 vitamini

    B2 suda eriyen bir vitamindir ve vücutta depolanmaz.

    Yararları

    Riboflavin olarak da adlandırılan B2 vitamini enerji üretimi, enzim fonksiyonu, normal yağ asidi ve aminoasit sentezi için önem taşımaktadır. Serbest radikallerin toplayıcısı olan glutathion'un üretimi için gereklidir. Besinlerden enerjinin serbest bırakılmasında rol oynar. A vitamini ile birlikte kullanıldığında solunum, sindirim, dolaşım ve boşaltım sisteminin mukozasının sağlıklı olmasını sağlar. Sinir sistemi, deri ve gözleri korur. Normal büyüme ve gelişmeye yardımcı olur. Enfeksiyon, alkolizm, yanık, mide ve karaciğer hastalıkları tedavisine yardımcı olur. Migren, katarakt, orak hücreli anemi tedavisinde kullanılır.

    Yetersiz kalorili diyet alanlar, beslenme bozukluğu olanlar veya kalori ihtiyacı artmış kişiler. Gebe veya emziren kadınlar, alkol veya diğer madde bağımlıları, kronik hastalığı olanlar, uzun süreli stres altında olanlar, yakın geçmişte operasyon geçirmiş kişiler, sporcular ve beden işçileri, sindirim sisteminin bir bölümü operasyonla alınmış olanlar, ağır yanık veya yaralanması olan hastalar, doğum kontrol hapı veya östrojen kullananlar yoğun B2 vitamini ihtiyacı duyarlar.

    Hangi besinlerde bulunur?

    Açık yeşil sebze ve meyvelerde bulunur. Diğer B2 kaynakları: badem, bira mayası, peynir, tavuk, sığır eti, böbrek, buğday.

    Günlük ihtiyacınız nedir?

    Erkeklerde günlük ihtiyaç:
    11-14 yaş: 1.5 mg
    15-20 yaş: 1.8 mg
    21-50 yaş: 1.7 mg
    51 ve sonrası: 1.4 mg

    Çocuklarda günlük ihtiyaç: 0-6 Ay: 0.4mg
    6-12 Ay: 0.5mg
    1-3 Yaş: 0.8mg
    4-6 Yaş: 1.1mg
    7-10 Yaş: 1.2mg

    Kadınlarda günlük ihtiyaç:
    11-50 yaş: 1.3mg
    51+ yaş: 1.2mg
    Hamileler: 1.6mg
    Emzirenlerde: 1.8mg

    Eksikliği nelere yol açar?

    Ağır B2 eksikliğine nadir olarak rastlanır. Alkoliklerde görülebilir. Ancak çok ağır olmasa da tehlikeli düzeyde riboflavin eksikliği yaşlıların yaklaşık yüzde 33'ünde görülebilmektedir.

    B2 eksikliği ağız kenarlarında çatlaklar, dil ve dudaklarda iltihaplanmalar, ışığa duyarlı gözler, ciltte kaşıntı, sersemlik, uykusuzluk, öğrenme güçlüğü, gözlerde yanma ve kaşıntı ve kornea hasarına yol açabilir.

    Fazlasının zararları

    B2 fazlalığı idrar renginde koyulaşma, bulantı, kusmaya neden olabilir.

    Dikkat edilmesi gereken noktalar

    Herhangi bir B vitaminine karşı allerjik kişilerde, kronik böbrek hastalıklarında kullanılmamalıdır. Gebeler ve emzirenler doktorlarının tavsiye ettiği şekilde kullanmalıdır. Riboflavin ışığa karşı oldukça hassastır. bu vitamin özelliğini çok çabuk kaybeder. Boş mideye alındığında sadece % 15 i emilebilir. Fazla miktarda alınan Riboflavin idrar ile atılır ve idrarı hafif bir sarı yaşil renge boyar. İşlenmiş yiyeceklerde B2 vitamini miktarları azalır.


    Depresyonla savaşmak için B5 vitamini

     

    Pantotenik Asit olarak da adlandırılan B5 vitamini hem hayvansal hem de bitkisel kaynaklarda bulunabildiğinden Yunanca "heryer" anlamına gelen "pantos" sözcüğünden kökenini almıştır. Vücutta depolanmayan ve suda eriyen bir vitamindir.

    Yararları

    Depresyonla savaşmakta olan faydasının yanı sıra mide bağırsak sisteminin normal çalışmasına yardımcı olur; kolesterol, D vitamini, kırmızı kan hücreleri ve antikorların üretimi için gereklidir. Normal büyüme ve gelişmeyi destekler. Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesine yardım eder. Birçok vücut materyalinin sentezine yardımcı olur. Böbrek üstü bezinin fonksiyonunu destekler, Enerji metabolizmasında gereklidir. Çeşitli böbrek üstü bezi hormonları, steroidler ve kortizonun oluşumunda hayati rol oynadığı için antistres vitamini olarak da tanımlanır. Ayrıca şunlara iyi gelir: yara iyileşmesi, stress, depresyon, alerji, alkolizm, karaciğer sirozu, kabızlık, yorgunluk, mide ülserleri, osteoartrit, romatoid artrit.

    Hangi besinlerde bulunur?

    Dana eti, karaciğer, balık, tavuk, yumurta, peynir, fasülye, tüm tahıllar, hububatlar, karnıbahar, bezelye, avakado, patates, mısır, kuru yemişler de bolca bulunur.

    Günlük ihtiyacınız nedir?

    Günlük alınması gereken sabit miktar:10-1000 mg dır.
    Alınması gereken en az günlük miktarlar (yaşlara göre)
    0-6 aylık 2mg/gün
    6 ay-3 yaş 3mg/gün
    4-6 yaş 3-4mg/gün
    7-9 yaş 4-5mg/gün
    10 yaş ve üstü 4-10 mg/gün dür.

    Hamilelik ve emzirmede gereksinim 1/3 oranında artabilir.
    Genellikle bu miktarlar günlük besinlerle fazlası ile karşılanır.

    Eksikliği nelere yol açar?

    Doğrudan B5 vitamini eksikliğine bağlı insanlarda oluşan hiçbir hastalık belirtilmemiştir. Bunun sebebi her türlü besinde bolca bulunmasıdır. Ancak B5 vitamini eksikliğine bağlı bazı belirtilerin oluşabileceği kanıtlanmasa da varsayılmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: sinir harabiyetleri, solunum problemleri, cilt problemleri, artrit, alerji, doğumsal bozukluklar, zihinsel yorgunluk, baş ağrısı, uyku bozukluğu, kas spazmları, kramplar.

    Fazlasının zararları

    Günlük 10-20 gr gibi çok yüksek dozlarda alınması ile ishal ve su kaybı oluşabilir.

     

    Güçlü bir bağışıklık sistemi için C vitamini

    Yararları

    C vitamininin başlıca rolü doku bağlarını tutan ana protein maddesi olan kollageni üretmek ve bağışıklık sistemi, sinir sistemi, hormonlar ve besinlerin emilimi fonksiyonlarına (E vitamini ve demir gibi) destek olmaktır. Göz merceği ve akciğer gibi yapılarda antioksidan olarak çalışır. C vitamini ayrıca antioksidan yapıda olan E vitaminine dönüşebilir. Yüksek dozda alınması halinde ne gibi yararlar getireceği yolunda çalışmalar sürmekle birlikte, beta karoten gibi, antioksidan etki nedeniyle, kanser, kalp-damar hastalıkları ve katarakta yakalanma ihtimalini azalttığı belirlenmiştir. Ayrıca, soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı da direnci arttırmaktadır.

    Hangi besinlerde bulunur?

    Turunçgillerde bol miktarda bulunur. Ayrıca muzda, taze sebzelerde, maydanozda, kabakta, soğanda, domateste, lahana, ıspanak, kıvırcık salata gibi yeşil yapraklı sebzelerde ve biberde bulunur.

    Günlük ihtiyacınız nedir?

    Kadınlarda ve erkeklerde her gün alınması gereken en az miktarı, 60 miligramdır. Sigara içenlerin en az 100 mg C vitamini almaları gerekir. Her gün taze sebze ve meyve, özellikle narenciye, lahana, ıspanak, kıvırcık salata gibi yeşil yapraklı sebzeler, yeşil biber yiyen kişiler, tavsiye edilen en düşük günlük dozun üzerinde C vitamini aldıklarından emin olabilirler. Günde 1 grama kadar güvenle alınabileceği belirlenmiştir.

    Fazlasının zararları

    Yüksek dozları sindirim sisteminde tahrişlere neden olabilir. Uzun süre yüksek dozda kullanılmasının, böbrek taşı ihtimalini arttırdığı da bilinmektedir.

    Keskin gözler için A vitamini

    A vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Karaciğerde depolanan bu vitamin ısıya ve pişirmeye dayanıklıdır. Vitamin A miktarı "Retinol Equivalent" ile ölçülür.

    Yararları

    Sağlıklı deri ve saçlar için gereklidir. Diş, dişeti ve kemik gelişiminde önemli rol oynar. Normal görme ve gece görme de etkilidir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Akciğer, mide, üriner sistem ve diğer organların koruyucu epitelinin düzeninde rol oynar. Kanser, damar sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yolunda önemli bulgular elde edilmiştir. Bu vitamin ayrıca protein bileşimine katılır ve tümörlerde görülen hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasını önler. Yaşlılıkta etkinliği çok artan kolajenaz enziminin indirgeyici etkisini önlediği saptanmıştır.

    Hangi besinlerde bulunur?

    Sütte, yumurta sarısında, ton ve morina balıklarının karaciğer yağında (balık yağı) bulunur. Ayrıca tereyağı ve peynirde de bulunur. Havuç ve havuç benzeri sarı-turuncu renkli sebzelerde A vitamininin ön maddeleri vardır(alfa karoten). Sonradan A vitaminine dönüşecek olan Beta Karoten ve diğer karotenoidler ise yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur.

    Günlük ihtiyacınız nedir?

    Yetişkin Erkeklerde Vitamin A gereksinimi 1000 Retinol eşdeğerinde, yetişkin kadınlarda ise 800 Retinol eşdeğerindedir.

    Aşağıda bazı yiyecklerin içerdiği Retional miktarı verilmiştir.
    6 gr karaciğer (Dana), 9124
    1 servis kaşığı balıkyağı, 4080
    1 büyük yumurta sarısı, 97
    1 fincan süt, 76
    1 orta boy patates 2487
    1 orta boy havuç 2025

    Eksikliği nelere yol açar?

    A vitamini eksikliğinde gözde ve deride keratoz , kseroftalmi (göz akı ve kormeanın parlaklığını kaybederek kuruması), foliküler hiperkeratoz (bir deri hastalığı) ve gece körlüğü görülür. Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara elverişli hale gelme, akne (sivilce) oluşumunda artış, yorgunluk, diş, dişeti ve kemiklerde deformiteler A vitamini eksikliğinin yol açabileceği diğer şeylerdir.

    Fazlasının zararları

    Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir. Fazla A vitamini alımı karaciğer bozuklukları, mide bulantısı ve kusma, saç dökülmesi (saçlar çabuk kopar), başağrısı, eklem ağrıları, dudak çatlamaları, saç kuruluğu, iştah kaybı, avuçlarda ve ayak tabanlarında ciltte sarı-kavuniçi renk değişikliğine neden olabilir.

    Çocuklarda zehirlenme 300000 Retinol eşdeğerindeki A vitamini alımıyla oluşur. Yetişkinler de ise genellikle günde 100000 Retinol eşdeğerindeki A vitamininin aylar boyu alınması ile oluşur. 

    Kalp-damar sağlığı ve kanserden korunmak için E vitamini

    İnsanda karaciğerin yanı sıra yağlı dokularda, böbrekte, kalpte, kaslarda ve böbrek üstü bezi kabuğunda depolanır. A vitamini, doymamış yağ asitleri ve C vitamini gibi maddelerin oksidasyonunu önleyerek antioksidan özellik gösterir. Isıya ve pişirmeye karşı dayanıklıdır.

    Yararları

    En iyi antioksidandır. Serbest radikallerin oluşmasını engelleyerek kanser gibi dejeneratif hastalıkların oluşmasını engeller. Hücre zarı ve taşıyıcı moleküllerin lipid kısmını stabilize ederek hücreyi serbest radikaller, ağır metaller, zehirli bileşikler, ilaç ve radyasyonun zararlı etkilerinden korur. Bağışıklık sisteminin aktivitesi için gereklidir. Timus bezini ve alyuvarları korur. Virütik hastalıklara karşı bağışıklık sistemini geliştirir. Göz sağlığı için hayati önem taşır. Retina gelişimi için gereklidir. Serbest radikallerin katarakt yapıcı etkilerini önler.

    Yaşlanmaya karşı koruyucudur.Serbest radikallerin dokular, deri ve kan damarlarında oluşturduğu dejenaratif etkiyi önler.Yaşlanmayla ortaya çıkan hafıza kayıplarını da önleyici etkisi vardır.

    Hangi besinlerde bulunur?

    Başta tahılllar olmak üzere yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur. Bitkisel yağlar ve buğday tanesi en iyi kaynağıdır.

    Ayçekirdeği, 1/4 fincan, 26,8 mg
    Badem, 1/4 fincan, 12,7 mg
    Buğday, 1/4 fincan, 12,8 mg
    Çiçek yağı, 1 servis kaşığı, 7,9 mg
    Yer fıstığı, 1/4 fincan, 4,9 mg
    Mısırözü yağı, 1 sevis kaşığı, 4,8 mg
    Soya yağı, 1 sevis kaşığı, 3,5 mg
    Balık yağı, 1 sevis kaşığı, 3 mg
    Istakoz, 6 gr, 2,3 mg
    Salmon filet, 6 gr, 0,6 mg

    Günlük ihtiyacınız nedir?

    0-12 ay: 3-4 mg
    1-7 yaş: 6-7 mg
    11-18 yaş: 8 mg
    18 yaş üstü:10 mg
    Hamileler: 2 mg
    Emzirenler: 3 mg

    Eksikliği nelere yol açar?

    E vitamini eksikliği ender görülür. Kansızlığa neden olabilir. E vitamini eksikliğinde kalp hastalıkları ve kanser riski artar. Çocuklarda hemolitik anemi ve göz bozuklukları, yetişkinlerde dengesiz yürüme, konsantrasyon bozukluğu, düşük tiroid hormonu seviyesi, sinir harabiyeti, uyuşukluk, anemi, bağışıklık sisteminde zayıflama görülebilir.

    Çocuklardaki eksikliği

    Metabolik hızın çok arttığı okul ve ergenlik çağında zararlı maddeleri temizleyici etkisi vardır. Eksikliğinde hemolitik anemi, ödemler (vücutta sıvı toplanmasına bağlı şişlikler) görülebilir.

     

    11/7/2005

    *SPACES*KARDEŞLİĞİ*LOGOLAR

     

     

     

     

     

     

     __SPACE KARDEŞLİĞİ__ 

     

     

     

    Nur-ul Envar (nurlara nur veren Allah(c.c.)) designed by saliha

     

     _FİRDEVS-İ ALA_ya ulaşmak için tıklayın!                        

    sevgiliye(s.a.v)       ilhan_rnk  

    Nur-u Nisa

       GüleSevdali’nin sayfasina ulasmak icin tiklayiniz!    السلام عليكم و رحمة الله و بركاته 
Sevgililer Sevgilisine Güller

     

      εїз ѕємαятιzм εїз sayfasına ulaşmak için tıklayınız!     SeViL'iN LiMaNı için tıklayınız!!    •:*ஐ*:•EvRim•:*ஐ*:•'in sayfasına ulaşmak için tıklayınız!    

     

       Düşünen çocuk sahracan sayfasına ulaşmak için tıklayın berkans web site 

      SECRETEYES sayfasına ulaşmak için tıklayınız!      28_PaMuK_PrEnS’in Sayfasına gitmek için TIKLAYIN

           Image Hosted by ImageShack.us

     

    Image Hosted by ImageShack.us   Image Hosted by ImageShack.us    

       Benim space'm için tıklayın

     

     ღ°•.♥.•°ღ MAVİTUNA ღ°•.♥.•°ღ 
  sayfasına ulaşmak için tıklayınız!    

      

       

      

    ___LOGOLARIM___

     SEÇ,,BEĞEN,,EKLE :)

     

     _NUR ALEMi_hakiki aşka açılan kapıyı aralamak için tıklayınız!!

     

    <A href="http://spaces.msn.com/members/aleminur" target=_blank><IMG alt=" _NUR ALEMi_hakiki aşka açılan kapıyı aralamak için tıklayınız!!" src="http://img358.imageshack.us/img358/2008/giff0rb.gif" border=0></A>

     

     

     

     _NUR ALEMi_hakiki aşka açılan kapıyı aralamak için tıklayınız!!

     

    <A href="http://spaces.msn.com/members/aleminur" target=_blank><IMG alt=" _NUR ALEMi_hakiki aşka açılan kapıyı aralamak için tıklayınız!!" src="http://img367.imageshack.us/img367/7174/logo6462588yp.jpg" border=0></A>

     

     

     hakiki aşka açılan pencereyi aralamak için tıklayınız!!

     

    <A href="http://www.spaces.msn.com/members/aleminur" target=_blank><IMG style="WIDTH: 448px; HEIGHT: 60px" height=60 alt=" hakiki aşka açılan pencereyi aralamak için tıklayınız!!" src="http://i11.photobucket.com/albums/a151/sevil1982turkey/nuralemibanner.gif" width=426 border=0></A>

     

     

    NOT:SON İKİ LOGOYU KENDİ ELERİYLE HAZIRLADIĞI İÇİN SEVİLAY ABLAMA,,LOGO KONUSUNDA BENİ AYDINLATTIĞI İÇİN ZELİHA ARKADAŞIMA ÇOOOK TEŞEKKÜR EDİYORUM...:)

     

     

    Free web stats